Merhamet…

Lao Tzu, çok kıymet verdiğim üç şey var demiş; Birincisi sadelik, ikincisi sabır ve üçüncüsü merhamet.

Öncelikle Tao’dan bir alıntı ile başlamak istiyorum, çünkü, sadeliği, sabır ve merhameti çok güzel özetleyen bir dörtlük olduğunu düşünüyorum.

Gidebileceğin yol, gerçek yol değil.

Söyleyebileceğin isim, gerçek isim değil.

Gökyüzü ve yer isimsizde başlar:

İsim, anasıdır on bin şeyin.

O yüzden istekten arınmış ruh gizli olanı görür,

hep isteyen ruh ise yalnızca istediğini.

İki şey, tek kaynak, ama adları farklı, kimliği ise saklı.

Sırların sırrı! Gizli olana açılan kapı.

Görünme çabamız, oldurma gayretimiz ve tüm bunlar olurken kendimize, çevremize karşı sevgimiz ve iznimiz! Değersizliği, çaresizliği, kibri, kimlikleri, mahcubiyeti, kızgınlığı, utancı, bezginliği, umutsuzluğu, güvensizliği, pişmanlıkları, yalnızlığı, dahil olmayı, ciddiye alınmayı, duyulma hallerimizi hem kurumsal hayatta hem özel yaşamımda gözlemledim. Hoş birçoğunu da deneyimledim.

İşte öyle anlarda ne sadelik ne sabır ne de merhamet kalıyor elde. Kalan sadece öfke oluyor. Kendimizi duymaya, duygularımızı anlamaya, anlatmaya izin vermiyoruz! Anlasınlar, duysunlar işte diye çırpınıyor, tepiniyoruz zaman zaman. İçte kopan fırtınalar görülsün istiyoruz. Tüm bunlar olurken içten içe yiyip bitiriyoruz kendimizi. Nasıl olduğumuzu net biçimde ifade edebilmeyi bilmiyoruz çoğunlukla.

Elif Şafak’ın son kitabı olan Kayıp Ağaçlar Adası’ndan bir anekdot paylaşmak istiyorum. Bu durumu öyle güzel betimliyor ki!

“İyi durumda olmayan bir İspanyol Kestanesi için yardım isteniyor. Ne olduğunu anlayabilmek için dalları, kabukları, toprağın kalitesi tek tek inceleniyor ve hiçbir soruna rastlanmıyor. Ama ağacın iyi durumda olmadığı, hatta ağacın öldüğü de gözlemleniyor. Sonunda bir kürek alıp kazmaya başlanıyor ve hikâye tam da burada başlıyor. Ağacın kökleri kendi gövdesinin dibini sarmış. Bu da su ve besin akışını kesiyor. Kimse fark edemiyor, göremiyor çünkü toprak yüzeyinin altında kalıyor. İşte bizleri de zaman zaman besinsiz bırakan geçmiş anılar, yaşanmışlıklar ve kökler.” diye özetliyor.

Hani derler ya geçmişin yükü geleceğin kaygısı ve o mucizevi An’ın ıskalanması. Peki kolay mı anda kalmak? Kolay ya da zor diyemem, hepimizin yolculuğu ve yolu çok farklı. Öte yandan denemek için seçim bizim. İşin tuhaf yanı; bana kötülük yaptığını düşündüğüm kişilerin yıllar içinde aslında bana yardım yıllar içinde öğrenecektim, öğreniyorum da. Sonuçta ben dersi alana kadar biri buna sebep olacaktı. Peki ders neydi? Sadece sorabilirim;

  • Kendimize en son ne zaman vakit ayırdık?
  • Yaşam amacım ne? Yaratıcının benimle bu dünyada işi ne?
  • Beni acı, ıstırap çekmek için göndermiş olamaz değil mi!
  • Neyi farklı yapabilirim?
  • Kendimden ve çevremden özür dilemek, bağışlamak nasıl mümkün olur?
  • Olan olduysa ve olacak olan da olacaksa sevgiyi yanı başımda nasıl tutarım?
  • Yaşamı benim için harika kılmak için ne yapmak istiyorum? ve Nasıl?

Bir örnek de Elizabeth Kübler-Ross’dan vermek isterim. Bağışlamak ve affetmek üzerine; “Bağışlama sizi inciten kişilerle ilgili değildir; onlar için endişelenmeyin. Yaptıkları şey ne olursa olsun, bu bizden çok, muhtemelen, kendileriyle, dünyalarıyla ve sorunlarıyla ilgilidir. Onların bu problemlerini bıraktığımızda, biz özgürlüğü bulacağız. Herkesin üstesinden geleceği sorunları vardır, bunların hiçbiri bizi ilgilendirmez. Bizim işimiz kendi huzurumuz, kendi mutluluğumuzdur.  David Kessler ise; kimi zaman bağışlamak imkânsız gibi görünür, çünkü işlenen kabahat oldukça ağırdır. Asıl olan hoşgörü ve sevgi işte tam da burada elimizden tutar.”

Sade, sakin, sabırla merhametli olmayı deneyimlemek biraz da olaya veya olana odaklanmak ilgili bence! Bir suç ya da suçlu aramadan 🙂 Seni, beni, onu çıkarıp; şimdi burada ne oluyor, olan “ne” diye bakmak. Kolay olmadığını biliyorum. Tuzaklara yakalandığım anlar, şükür, azalmaya başladı bu da benim için büyük bir mutluluk.  

Rahmetli annem; ‘söz ağızdan çıkınca sen o sözün kölesi olursun, söz sende kalırsa efendisi” derdi. Bir çoğunuz duymuşsunuzdur, eminim. “Söz sihirdir” diye. İşte tam da bu nedenle sihriniz; yani sözünüz, yüzünüz, gözünüz sizin en kıymetli hazineniz.

Sihrimizi kullanmaya var mısınız? İste sihirli değnek ya da durun durun burnunuzu oynatın 😊

İmza : Ben

9/7/2024, Urla

Merhamet…” üzerine bir yorum

  1. Sevinç Guven adlı kullanıcının avatarı Sevinç Guven

    Nasıl böyle yazarken beni büyülü alana cekebiliyorsun
    “Beni de anlatıyor evet benim ,duygularımı anlatıyor sanki ben”
    Diyebiliyorum belki okuyan herkes gibi
    Kaleminle çok büyülü alanlar yaratmani icten diliyorum.ve o büyü ile burnumuzu oynatmayan
    Sifalanip Güzelleşelim.

    Liked by 1 kişi

Yorum bırakın