İnsan Olmanın Ölçüsü Nedir?

İlk bakışta dışlanmış bir cücenin hikâyesi gibi görünen bu roman, aslında insanın kabul görme arzusunu, ötekileştirilmeyi, güzellik ve çirkinlik kavramlarını, sanatın iyileştirici gücünü ve toplumun vicdanını anlatıyor. Ama en çok da... İnsanı anlatıyor. Kitapta beni ilk durduran cümle şu oldu: "Her insanın içinde çok büyük ve yenilmez bir umut gizlendiğini, en dayanılmaz acıların bile bu umudun hakkından gelemeyeceğini..." Çünkü hayat bazen bize her şeyin bittiğini düşündürür. Ama içimizde, vazgeçmeyen küçücük bir ses hep yaşamaya devam eder. Belki de umut tam olarak budur. ---- Roman ilerledikçe bu sorular yalnızca Jaïro'ya değil, bana da yönelmeye başladı. Hayatımda beni "öteki" hissettiren zamanlar oldu mu? Olduysa beni yalnızlaştıran gerçekten farklı olmam mıydı, yoksa insanların bana yüklediği anlamlar mı? (ki oldu! Onlarla yeniden buluştum) ----- Michel del Castillo bu kitap için "Bu mutlak umutsuzluğun kitabıdır." demiş. Ben ise kitabı bitirdiğimde umutsuzluğu değil, umudun direncini düşündüm. Aktif Umudu!

İz Bırakan Üslup

Üslup, sadece konuşma tarzımızı değil, aynı zamanda karşımızdakine verdiğimiz değeri, onu anlama çabamızı ve saygımızı gösteriyor, dostlar. .... Bence; teşekkürü, ricayı, gerektiğinde özrü bilmektir üslup. Özen göstermek, özenli olmaktır.

Beklenti… Beklentim… Beklentin… Beklentiler…

İlk ne zaman başlamıştı acaba benden beklenti? Ben, benden durmadan bir şey bekledikleri için mi öğrenmiştim beklenti içinde olmayı…

Merhamet…

Görünme çabamız, oldurma gayretimiz ve tüm bunlar olurken kendimize, çevremize karşı sevgimiz ve iznimiz! Değersizliği, çaresizliği, kibri, kimlikleri, mahcubiyeti, kızgınlığı, utancı, bezginliği, umutsuzluğu, güvensizliği, pişmanlıkları, yalnızlığı, dahil olmayı, ciddiye alınmayı, duyulma hallerimizi hem kurumsal hayatta hem özel yaşamımda gözlemledim. Hoş birçoğunu da deneyimledim.

“Elinden gelenin en iyisi bu mu?”

Elinden gelenin en iyisi gerçekten bu mu, diye sorasım geliyor. Sonra duruyorum. Duruyorum durmasına da sonradan oluyor olanlar 😊 Dünyada görmeyi istediğimiz değişimin kendisi olalım demiş ya Gandhi o zaman haydi başlayalım… İğneyi kendimize çuvaldızı ele misali olsun bu yazı.

Zihnimdeki Karıncalar…

Zihnin susması kalbin durması gibi bir şey aslında. Sadece aradaki dengeyi nasıl bulacağız? Gerçekten istediğimiz gibi mimari bir yapıya eviriyor muyuz zihnimizi?

Kavuşmak…

Sözün, dilin, özün, gözün şefkatidir, merhametidir Kalp kapısının açılmasıdır, hakikattir kavuşmak.

İşte öyle bir şey, işte öyle bir Temmuz!

“Herkesi koşulsuz sevginin gözünden görmek, bir paspas olduğunuz anlamına gelmiyor!

En son ne zaman kayboldunuz?

İster fiziken, ister ruhen bazen yitip gideriz. Kayboluruz. Önümüzde gidecek yollar vardır haliyle ancak o yitlikte ne yolu görür göz, ne de o yolda yürür beden.

Herşeye Rağmen…

Her Arayan Bulamaz ‘’Hakikati, hakkı’’… Lakin Bulanlar da Arayanlardır elbet….