İnsan Olmanın Ölçüsü Nedir?

Bazen bir insanla ilk kez tanışırsınız. Henüz adını bile öğrenmeden zihniniz onunla ilgili küçük bir hikâye yazmaya başlar.

Nasıl biridir?

Ne iş yapıyordur?

Güvenilir midir?

Belki farkında bile olmadan, yüzüne, kıyafetine, ses tonuna, duruşuna bakarak kararlar vermeye başlarız.

Oysa sonra onu gerçekten tanıdıkça, zihnimizde yazdığımız o ilk hikâyenin ne kadar eksik olduğunu fark ederiz. Belki de hayat bize en çok bunu öğretmeye çalışıyor.

İnsanlar görünüşlerinden ibaret değildir. Ve belki de en büyük yanılgımız, gördüğümüzü gerçek sandığımız anlardır.

Michel del Castillo’nun Gitar adlı kısa romanını okurken zihnim beni tam da buraya götürdü.

Uzun zamandır okuduğum en farklı kitaplardan biri oldu.

Bazı kitaplarda altını çizdiğim cümleler olur. Bu kitapta ise neredeyse altını çizmediğim sayfa kalmadı. Durup düşündüm. Notlar aldım. Sorular yazdım.

İlk bakışta dışlanmış bir cücenin hikâyesi gibi görünen bu roman, aslında insanın kabul görme arzusunu, ötekileştirilmeyi, güzellik ve çirkinlik kavramlarını, sanatın iyileştirici gücünü ve toplumun vicdanını anlatıyor.

Ama en çok da… İnsanı anlatıyor.

Kitapta beni ilk durduran cümle şu oldu:

“Her insanın içinde çok büyük ve yenilmez bir umut gizlendiğini, en dayanılmaz acıların bile bu umudun hakkından gelemeyeceğini…” Çünkü hayat bazen bize her şeyin bittiğini düşündürür.

Ama içimizde, vazgeçmeyen küçücük bir ses hep yaşamaya devam eder. Belki de umut tam olarak budur.

“Kendimi anlatmak için elimde sözcüklerden başka bir şey yoktu; oysa bana müzik, dans, kokular ve resimler gerekliydi. Ama hiç önemli değil. Sanatın dili birdir.” diyor.

Bu satırları okurken durdum.

Kaç kez gerçekten anlaşılabildim? Kaç kez yalnızca duyuldum ama hissedilmedim? Ve kaç kez ben, karşımdakini gerçekten dinlediğimi sanırken yalnızca kendi zihnimdeki hikâyeyi dinledim?

Belki de bazı insanlar konuşmayı değil… Görülmeyi bekliyor. Jaïro’nun en büyük arzusu kabul görmek değil aslında. İnsan olarak görülebilmek.

İşte kitap tam burada beni yakaladı.

İnsan olmanın ölçüsü nedir?

Beden mi?

Yüz mü?

Güzellik mi?

Başarı mı?

Yoksa merhamet mi?

Vicdan mı?

Şefkat mi?

Roman ilerledikçe bu sorular yalnızca Jaïro’ya değil, bana da yönelmeye başladı. Hayatımda beni “öteki” hissettiren zamanlar oldu mu? Olduysa beni yalnızlaştıran gerçekten farklı olmam mıydı, yoksa insanların bana yüklediği anlamlar mı? (ki oldu! Onlarla yeniden buluştum)

Daha da önemlisi… Ben, hiç, birini sadece dış görünüşüne, mesleğine, unvanına ya da ilk izlenimime bakarak yargıladım mı? Belki de hepimiz, farkında olmadan ya da gerçekten bile isteye yargıda ve zanda kalabiliyoruz.

Kitabın adı olan Gitar, bana göre yalnızca bir müzik aleti değil. Jaïro’nun sesi. Hayalleri. Cesareti. Özgürlüğü. İnsan kalabilme mücadelesi.

Bir yerde şöyle diyor: “Unutma ki bir insanı en iyi tanıtan şey hayalleridir.”

Kim bilir, belki de hayallerimiz belki de kimsenin bilmediği otobiyografimizdir.

Jaïro gitarın hayallerine şekil verdiğini söylüyor. Belki sanatın iyileştirici gücü de burada saklı. Çünkü sanat, içimizde kelimelere dönüşemeyen duygulara bir biçim veriyor. Ben seramik yaparken de bunu hissediyorum. Bazen anlatamadığım bir duygu, ellerimin arasında şekilleniyor. Belki müzikte de resimde de dansta da aynı şey oluyor. Sanat, insanın kendine kavuştuğu sessiz bir dil.

Michel del Castillo bu kitap için “Bu mutlak umutsuzluğun kitabıdır.” demiş. Ben ise kitabı bitirdiğimde umutsuzluğu değil, umudun direncini düşündüm. Aktif Umudu!

Ve kendime şu soruyu sordum: İnsan gerçekten umudunu kaybettiğinde geriye ne kalır?

Kitabın bana bıraktığı en güçlü cümlelerden biri de şu oldu: İnsanların en büyük kusuru farklı olana bakmaları değil; onu anlamaya çalışmamaları. Çünkü her insanın, dışarıdan görünmeyen bir hikâyesi var. Gerçekliği var. Biz bu gerçekliği ve hikayeleri görmeye ne kadar hazırız ve/veya açığız!

Kitap bittiğinde zihnimde yalnızca Jaïro kalmadı. Yolda yanımdan geçen insanlar geldi aklıma. Her gün karşılaştığım yüzler… İlk bakışta hakkında karar verdiğim insanlar…

Ve kendim… İnsan, başkalarının ona biçtiği değer kadar mı değerlidir; yoksa kendi özündeki insanlık kadar mı?

Sanırım Gitar, bana yalnızca bu soruları sordurmadı. Bana aynayı tuttu. Ve belki de iyi edebiyatın yaptığı tam olarak budur. Başkalarının hikâyesini okurken, sessizce kendi hikâyemizle karşılaştırmak…

Hani diyorsunuz ya bir çoğunuz bu kadar kitap okuyorsun, hangi birini hatırlıyorsun?  Bu yüzden bazı kitaplar okunup bitmez. İnsanın içinde yaşamaya devam eder. Gitar, benim için tam da onlardan biri oldu.

İmza : Ben

1 Temmuz 2026, İzmir

Yorum bırakın