İnsan Olmanın Ölçüsü Nedir?

İlk bakışta dışlanmış bir cücenin hikâyesi gibi görünen bu roman, aslında insanın kabul görme arzusunu, ötekileştirilmeyi, güzellik ve çirkinlik kavramlarını, sanatın iyileştirici gücünü ve toplumun vicdanını anlatıyor. Ama en çok da... İnsanı anlatıyor. Kitapta beni ilk durduran cümle şu oldu: "Her insanın içinde çok büyük ve yenilmez bir umut gizlendiğini, en dayanılmaz acıların bile bu umudun hakkından gelemeyeceğini..." Çünkü hayat bazen bize her şeyin bittiğini düşündürür. Ama içimizde, vazgeçmeyen küçücük bir ses hep yaşamaya devam eder. Belki de umut tam olarak budur. ---- Roman ilerledikçe bu sorular yalnızca Jaïro'ya değil, bana da yönelmeye başladı. Hayatımda beni "öteki" hissettiren zamanlar oldu mu? Olduysa beni yalnızlaştıran gerçekten farklı olmam mıydı, yoksa insanların bana yüklediği anlamlar mı? (ki oldu! Onlarla yeniden buluştum) ---- Roman ilerledikçe bu sorular yalnızca Jaïro'ya değil, bana da yönelmeye başladı. Hayatımda beni "öteki" hissettiren zamanlar oldu mu? Olduysa beni yalnızlaştıran gerçekten farklı olmam mıydı, yoksa insanların bana yüklediği anlamlar mı? (ki oldu! Onlarla yeniden buluştum)

Minnetin ömrü ne kadardır, sahi?

Ama anladığım kadarıyla bazen de insanlar yardım etmeyi değil, yardım eden kişi olmayı seviyor galiba. Ve zamanla yapılan destek, paylaşılmış bir güzellik olmaktan çıkıp kişisel bir başarı hikâyesine dönüşüyor. Ve işte tam da burada dananın kuyruğu kopuyor. ------- “Konu ne zaman ‘yardım’dan çıkıp bir başkasının yürüdüğü yola ışık tutan yoldaşlığa dönüşürse o zaman o kocaman cümlelere gerek kalmaz. Çünkü iyi niyetli, içten, kalpten gelen samimi destek aslında yalnızca yardım değildir; yanındakinin engebeli yoldaki yolculuğuna ışık tutarak eşlik etmek, gücün yettikçe asfalt dökebilmek ya da kestirme yol bulabilmektir. Ama ne olursa olsun, o yol BİRLİKTE yürünür!”

Bir bakış… Bir sokak… Bir ışık… Bir his…

"Belki de fotoğraf çekmek, yalnızca bir görüntüyü saklamak değil, kendimizden geçen bir duyguyu, bir sessizliği geleceğe bırakmaktır.” Ne dersiniz? Yıllar sonra bazı şeyleri unutacağız. Ne söylediğimizi, ne giydiğimizi, hangi gün ne yaptığımızı… Ama bazı kareler kalacak. Bir bakış… Bir sokak… Bir ışık… Bir his… Bu yüzden her fotoğraf biraz hafızadır.

Kütüphane

Zamanın Durduğu bir Kütüphane…

O gün konu kitap değildi sadece. İnsan olmak, çocuk olmak, dinlemek, duymak, bakmak, hissetmekti. Anlatmaktan çok anlamaktı. O çocukların gözlerinde sadece merak değil; umut, kırgınlık, hayal ve direnç vardı. Önemli olan tek şey, kalpten kalbe kurulan köprüydü. Belki ismimi unutacaklar. Ama bir kitap sayfasını çevirirken, içlerinden biri gülümseyecek. Ve ben, tam da o anda yeniden var olacağım. Çünkü anladım ki; gerçek öğrenme, çemberin içindeki göz temasıyla, tebessümle, oyunla başlıyor.

İz Bırakan Üslup

Üslup, sadece konuşma tarzımızı değil, aynı zamanda karşımızdakine verdiğimiz değeri, onu anlama çabamızı ve saygımızı gösteriyor, dostlar. .... Bence; teşekkürü, ricayı, gerektiğinde özrü bilmektir üslup. Özen göstermek, özenli olmaktır.

Kişisel Bir Tanım Arayışı

öyle başladı benim mükemmellik takıntım (!), son birkaç yıla kadar da devam etti. Bütün askılar aynı olacak, aynı yöne bakacak, renk skalasına göre ayrılacak, simetrik olacak. Detaylar atlanmayacak, her türlü olasılık düşünülecek. Hatta ve hatta bir ara benden 5 yıl sonrasını öngörmem ve ona göre yol belirlemem beklendi. 1 saat sonrasını bilemezken!

Beklenti… Beklentim… Beklentin… Beklentiler…

İlk ne zaman başlamıştı acaba benden beklenti? Ben, benden durmadan bir şey bekledikleri için mi öğrenmiştim beklenti içinde olmayı…

Yol, yolcu, yolculuk

Yol mu, Yolcu mu, Yolculuk mu?

'Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!' Kanımın artık deli aktığı, rüzgarla dans ettiği, hafta yedi benim altı sokakta olduğum gezdiğim tozduğum eller havaya olduğu yıllar. Ah o yıllar! Aşk’lar. Sevinçler, göz yaşları. Yaşamın zıtlıkları ile var olduğunu deneyimlediğim yolculuk vakti gelmişti sanki. Zaman zaman beni o yaşlara ışınlasalar derim hala. Tek şartla aynı yolcularla!!!

Merhamet…

Görünme çabamız, oldurma gayretimiz ve tüm bunlar olurken kendimize, çevremize karşı sevgimiz ve iznimiz! Değersizliği, çaresizliği, kibri, kimlikleri, mahcubiyeti, kızgınlığı, utancı, bezginliği, umutsuzluğu, güvensizliği, pişmanlıkları, yalnızlığı, dahil olmayı, ciddiye alınmayı, duyulma hallerimizi hem kurumsal hayatta hem özel yaşamımda gözlemledim. Hoş birçoğunu da deneyimledim.

“Elinden gelenin en iyisi bu mu?”

Elinden gelenin en iyisi gerçekten bu mu, diye sorasım geliyor. Sonra duruyorum. Duruyorum durmasına da sonradan oluyor olanlar 😊 Dünyada görmeyi istediğimiz değişimin kendisi olalım demiş ya Gandhi o zaman haydi başlayalım… İğneyi kendimize çuvaldızı ele misali olsun bu yazı.