İlk bakışta dışlanmış bir cücenin hikâyesi gibi görünen bu roman, aslında insanın kabul görme arzusunu, ötekileştirilmeyi, güzellik ve çirkinlik kavramlarını, sanatın iyileştirici gücünü ve toplumun vicdanını anlatıyor. Ama en çok da... İnsanı anlatıyor. Kitapta beni ilk durduran cümle şu oldu: "Her insanın içinde çok büyük ve yenilmez bir umut gizlendiğini, en dayanılmaz acıların bile bu umudun hakkından gelemeyeceğini..." Çünkü hayat bazen bize her şeyin bittiğini düşündürür. Ama içimizde, vazgeçmeyen küçücük bir ses hep yaşamaya devam eder. Belki de umut tam olarak budur. ---- Roman ilerledikçe bu sorular yalnızca Jaïro'ya değil, bana da yönelmeye başladı. Hayatımda beni "öteki" hissettiren zamanlar oldu mu? Olduysa beni yalnızlaştıran gerçekten farklı olmam mıydı, yoksa insanların bana yüklediği anlamlar mı? (ki oldu! Onlarla yeniden buluştum) ---- Roman ilerledikçe bu sorular yalnızca Jaïro'ya değil, bana da yönelmeye başladı. Hayatımda beni "öteki" hissettiren zamanlar oldu mu? Olduysa beni yalnızlaştıran gerçekten farklı olmam mıydı, yoksa insanların bana yüklediği anlamlar mı? (ki oldu! Onlarla yeniden buluştum)








