Beklenti… Beklentim… Beklentin… Beklentiler…

İlk ne zaman başlamıştı acaba benden beklenti?

Ben, benden durmadan bir şey bekledikleri için mi öğrenmiştim beklenti içinde olmayı…

Sonra sonra öğrenecektim; beklentinin hayal kırıklıklarını da beraberinde getirdiğini! Beklentiyi ya da beklentileri bırakmanın, hayatı daha dengeli, huzurlu ve anlamlı bir şekilde yaşamanın en önemli adımlarından biri olduğunu da! Neydi şu beklenti sahi? Olmasını istediğimiz bir durumu veya başkalarından beklediğimiz bir davranışı zihnimizde canlandırmak mıydı? Yaptıklarımızın karşılığını beklemek miydi? Bir kalıp içinde olmak mıydı? Karşımızdaki kişinin tanımları içinde hapsolmak mıydı? Beğenilmek miydi? Alkışlanmak mıydı? Tüm bunlar gerçekleşmediğinde de ortaya çıkan hayal kırıklığı, öfke ve mutsuzluk gibi duygularla baş başa kalmak mıydı? Aslında, bu duyguların kaynağı, olayların kendisinin değil de onlara yüklediğimiz anlam ve beklentilerin olması mıydı?

İyi bir evlat olma, başarılı bir okul hayatı, mezuniyet ve sonrası iş, kariyer, eş, anne/bana, dede/nine, arkadaş, dost vb. Liste uzayıp gidiyordu. Hep bir koşul. Hep bir beklenti. Saçımı süpürge ettim! Bunca yıl bunun için miydi? Rezil olurum, rezil olursun, utanç, kıyas ve kıyaslanmak, ayıp olur, ama onun (anne, baba, arkadaş, öğretmen, çocuk, patron vb.) istediği gibi olmadı! Peki ya benim gerçeklerim, hikayem en önemlisi de duygum! Neden dile gelemiyordu?  

Mucizeler yolculuğuna çıktığım günden beri sıkça duyduğum “Aksiyona değil, reaksiyona bak” ifadesi oldu. Ve bu neon harflerle yazdığım ifade bana inanılmaz rehber oldu. Böylece beklentilerin yarattığı hayal kırıklığını azaltmanın yolunu önce beklentiden çıkmaya sonra da olaylara verdiğim tepkilere odaklanarak başladım. Beklentiyi bırakma sürecinde en etkili araçlardan birinin olay anında farkında ya da uyanık (!) olabilmek oldu. Herhangi bir duruma tepki vermeden önce durup nefes almaya ve olayı sadece olduğu gibi gözlemlemeye devam ettim. Hayal kırıklığı, öfke veya hayret gibi duyguların zihnimde yükseldiği anda, bu duyguların sadece geçici misafirler olduğunu fark edebilmeyi ve beklentilere sıkı sıkıya tutunmaktan vazgeçebilmeyi deneyimledim.

Elbette hayatta her zaman kontrol edemediğimiz olaylar olacak. Ancak bu olaylara nasıl tepki verdiğimizin tamamen bizim kontrolümüzde olduğunu anlamaya başladım. Çoğu zaman olayları kontrol edebileceğimizi zannediyoruz ya (!) halbuki tek kontrol edebildiğimiz tepkilerimizmiş. Üstelik bu yanılsamayı fark etmek, beklentilerin etkisini de azaltabiliyor. Dene bak sende dene. Hatta bir tüyo daha 😊 ilk neon harfli rehberim eşlik etsin size. Hazır mısınız, geliyor 🙂 “En kötü ne olur?” Deneeeee. Hatta bana da haber ver sonra paylaşalım. Nasıl bir deneyimdi? Bak heyecanlandım şimdi.

Peki, neden belirli olaylara belirli tepkiler veriyoruz? Bu, büyük ölçüde geçmiş deneyimlerimiz, inançlarımız ve zihinsel kalıplarımızla ilgili. Zihin, daha önceki deneyimlerden öğrenerek, benzer durumlar karşısında belirli tepkiler vermeye eğilimli. Örneğin, geçmişte bir güven ihlali yaşadıysak, benzer bir durumla karşılaştığımızda otomatik olarak güvensizlik hissedebiliyoruz. Bu tepki, genellikle bilinçli bir düşünceden çok, içgüdüsel bir reaksiyondur. Beklentileri bırakmak, bu tür otomatik tepkilerin farkına varmamızı sağlıyor ve daha sağlıklı, bilinçli (uyanık) kararlar almamıza yardımcı oluyor. Ben sıkça şunu sorarken buluyorum artık kendimi; şimdi ne oldu burada? Konu ne? Çözüm? Kişiselleştirmeden olayı anlamak ve ona göre yol almak. Olay ne? Olay? Reaksiyonun niye?

Olayların kendisi nötrdür der hocam; onları olumlu ya da olumsuz olarak değerlendiren ise bizim zihnimizdir. Öte yandan beklentileri bırakmak ve olaylara verdiğimiz reaksiyonları gözlemlemek, zanlarımız ve varsayımlarımızın farkına varmamıza da yardımcı oluyor. Zanlar, olayları ya da insanları anlamlandırma biçimimiz. Üstelik çoğu zaman da gerçekliği tam olarak yansıtmıyor. Arkadaki hikâyeyi maalesef her zaman göremiyor, anlayamıyoruz. Başka bir bakışla, bir olay karşısında ne hissettiğimiz, genellikle o olay hakkında sahip olduğumuz zanna dayanıyor. Birkaç gün önce yaşanan bir olay, bir konu, sohbet, etkinlik, toplantı vb. direk oradan alıp zanlarımızla gerçek olmayan bir durumu yazmaya başlıyoruz! Size de oluyor mu?

Birkaç örnek paylaşayım;

Bir arkadaşımızla buluşma planı yapıp son anda iptal edildiğinde, bu durumu bir ihmal ya da reddedilme olarak algılayıp öfkelenebiliriz. Ancak, durumu olduğu gibi kabul etmeyi başardığımızda ve sadece iptalin bir olay olduğunu fark ettiğimizde, hayal kırıklığı ve öfke yerine daha dengeli bir tepki verebiliriz. Bu durum, aksiyonun kendisi değil, bizim ona nasıl bir reaksiyon verdiğimizin en güzel örneği.

Bir diğeri; bir iş arkadaşımızın bizi selamlamadan geçip gitmesi durumunda, onun bize karşı bir tavrı olduğunu varsayabiliriz. Ancak bu, sadece bizim zannımızdır; belki de o an dalgın ya da aceleciydi. Belki bir sevdiğini kaybetmiştir, belki hayatında işler umduğu gibi gitmemiştir, kim bilir?

Ya da senden yardım bekleyen birinin bu yardıma ihtiyacı olduğunu anlayamayabiliyorsun, varsayman bekleniyor! Çünkü direk senden istenen bir yardım yok ortada. Sonra da destek vermen beklentisinde olunduğunu anlıyorsun. Malum bilgin olmadığın için yapamıyor, sonra da gönül konulan oluyorsun.

Hani o çokça kişiselleştirdiğimiz ve varsaydığımız durumlar var ya, çıkın oradan çıkın ne olur. Ah ben var ya ben, dört anlaşma kitabına kadar ne de çok yapmışım bunu bir bilseniz 😊

Tamam hemen konumuza dönüyorum. Bu tür varsayımlar, ne yazık ki gerçekliği çarpıtıp, sağlıklı kararlar almamızı engelliyor. Direk iletişim burada çok kıymetli. İstediğini söyle arkadaşım. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla gibi ata sözlerimiz de tabiri yerindeyse bizi daha yaşken beklentinin, zannın, varsaymanın tam da göbeğine bırakıveriyor. İşin tuhaf yanı, insanların bizim beklentilerimizi karşılamamalarını, çoğu zaman bir kişisel saldırı ya da saygısızlık olarak da algılayabiliyoruz. Oysa ki, herkesin kendi gerçekliği, kendi doğruları var ve bu doğrular bizimkilerle örtüşmeyebilir. Normal yani…

Bir çoğumuzun maruz kaldığı toplumsal beklentiler de var mesela. Okul biter iş başlar sonra eeeee kimse yok mu hayatında, evlilik ne zaman? Evlenirsin, çocuk? O da olur, ikinci ne zaman? Ardı arkası gelmeyen sorular! Ev, araba, kariyer vb. Toplum, aile ve çevre, bizim ne olmamız gerektiği konusunda belirli kalıplar ve beklentilerin ardı arkası kesilmez. Bu kalıplara uymaya çalıştığımızda ise kendi merkezimizden uzaklaşır ve hatta gerçekten ben ne istiyorum sorusunu çoktan unutmuş oluruz. Başkalarını ve başkalarının beklentilerini gerçekleştirmeye çalışırken (!) bir bakmışız biz yokuz. Pufffff!

Neden herkesi oldukları gibi kabul etmeyi seçemiyoruz? İnsanları, bizim kalıplarımıza ve beklentilerimize göre şekillendirmek ne kadar mümkün? Neden beklentilerimiz karşılanmadığında, başkalarını hatta çokça da kendimizi suçlama eğiliminde oluruz? Bu beklenti nereden geliyor? Bu beklentiyi neden taşıyorum? Gerçekçi mi? Başkalarından beklentilerim, onların özgürlüğünü kısıtlıyor mu? Bu beklenti yerine hangi değerleri benimsesem bana iyi gelir? Gerçekten kontrol edebileceğim şey ne? Edebilir miyim sahi?

Eğer farkına varır ve beklentilerden uzaklaşmaya başlarsak; kendi potansiyelimizi ve sınırlarımızı olduğu gibi kabul etmeye de başlarız mesela. Kendimize olan öz saygımız, sevgimiz, beklentilerimizin yarattığı baskıdan kurtulmamıza ve içsel bir denge bulmamıza da yardımcı olur.

Elbette öyle bir anda hadi “hoooop bırakıyorum” demekle olmuyor. Sadece farkına varalım diye yazmak istedim. Kelin merhemi olsa demeyin ne olur, en azında artık söküğümü dikmeye başladım. Merhemi de daha sık kullanır oldum. Bunun bir süreç olduğunu biliyorum artık. Zaman alacağını da! Ancak başlamak bitirmenin yarısı ise ben adım atmayı seçtim. İnançlarımı, değerlerimi ve ihtiyaçlarımı yeniden gözden geçiriyorum. Olaylara verdiğim tepkilerin farkına vararak zanlarımı ve varsayımlarımı sorgularken buluyorum artık kendimi. Arzu; aksiyona değil reaksiyona bak. Şimdi niye bu reaksiyonu verdin, sorgula derken.

Başkaları ne diyecek diye istemediğim yerde olmayı bırakıyorum mesela. Ya beğenmezlerse diye yapmadığım şeyleri yapmaya da başladım. Beni ben olduğum için kabulde olmayı seçebilirsiniz. Yaptığım, ürettiğim herhangi bir şeyin beğenilmemesi de mümkün. Yani seçimlerimiz çok kıymetli. İşte bunun kontrolü sizde 😊 Velev ki; seçmediniz, ona da eyvallah. Dünyanın sonu değil inanın. Hatta hatta “bir sıfırdan büyük, ne güzel denemiş” de diyebilirsiniz. Denemek bence dünyanın en heyecan verici keşfi. Başka nasıl öğrenebilirim, öğrenebiliriz ki!

Eğer kişi veya kişiler beğenmeyecek diye strese gireceksem öz saygım nerede? An’ın tadını kaçırmaz mıyım? Öğrenme fırsatını ıskalamaz mıyım? Genelin kalıpları içinde benim özgünlüğüm nasıl ortaya çıkacak o zaman? Hayatı olduğu gibi kabul ederek ve çevremdekileri oldukları gibi sevme hatta en önemlisi kendimi olduğum gibi kabullenmeme engel olmaz mı? Kalıplara girmeden, hapsolmadan. Başkalarından bizim ihtiyaçlarımızı ve isteklerimizi karşılamalarını beklemek, aslında onlara yüklediğimiz bir sorumluluk değil mi? Bu duruma bir sınır koyduğumuzda hem kendimizi hem de karşımızdaki kişiyi korumuş olmaz mıyız? Beklentilerimizden sıyrılıp olaylara ve kendimize bakmak, suçlamadan, suçlanmadan yaşamak nasıl olur?

Bu süreçte, sizlerden, her gün küçük bir adım atarak, örneğin bir olay karşısında hemen tepki vermek yerine durup düşünmenizi rica etsem. Ne dersiniz, ister misiniz? Beklenti ve beklentilerinizi fark ederek özgürleşmek nasıl olur? Rezil olma kaygısı veya el alem ne der diye düşünmeden! Bak şimdi fark ettim, ben yine ne çok soru sormuşum 😊

Yok yok inanın sizden bir beklentim yok, sadece çok keyifli bir yolculuk ondan diyorum! Denemeden öğrenilmeyen, hissedilmeyen, uyanılamayan.

Yani seçim sizin, haydi rast gelsin yolunuz açık olsun o vakit 😊

Sevgiyle ve saygıyla,

İmza : Ben

5 Eylül 2024, Urla

Beklenti… Beklentim… Beklentin… Beklentiler…” üzerine 5 yorum

  1. serpilyzc adlı kullanıcının avatarı serpilyzc

    Çok güzel anlatmışsın. Hepimizin sorunu bu bence. Beklentiler üzerine bir yaşam. Beklentilerini karşılayamazsam yakınlarımın vs. Hayal kırıklığı yaşatma korkusu. Yaş ilerledikçe mental yorgunluk ve mutsuz hissetmek bu durumun getirilerinden en önemlisi bence.

    Liked by 1 kişi

  2. bilinçdışımızda davranışlarımızı yönlendiren açık yaralar var. bu yaralar asla iyileşemiyor çünkü kişiliğimizi bu yaraların varlığını yadsıyarak kuruyoruz. sürekli güçlü olmak, aciziyetimizi gizlemek düsturuyla yetiştiriliyoruz. aileden, okula, iş yaşamına ve sosyal normlara uzanan bu kültürel güçlü olma baskısı, bireysel gibi görünen beklentilerin ve zorlamaların da temelini oluşturuyor aslında. zayıflıklar gizleniyor, güç gösterisi öne çıkarılıyor. bu göstermelik güç hepimizi ezerken zayıflıklarımızı paylaşamaz hale geliyor ve en ihtiyacımız olan yerde yalnız kalıyoruz.

    bu yalnızlığı üreten kültürün siyasi bir arkaplanı da var. çünkü yalnız bireylerden oluşan bir toplumu yönetmek daha kolay. birlikteliğin gücünden mahrum insan yığınlarını korkutmak, bu korkuyla onları yönetmek daha kolay. derine indiğimizde gerçekten özgürlük sanrısı içinde yaşayan köleler olduğumuzu farkediyorum. ve prangamız zihnimizde, düşüncemizin temeline yerleştirilmiş inanç yapısında gizlenmiş durumda.

    beklentilerin kökeninde karşılanmamış ihtiyaçlar yatıyor. bunu yadsıdığımız için beklentilerimiz bizim kontrolümüzde değil. beklentileri zihinsel olarak durdurmaya çalışabiliriz ama onları üreten yoksunluğu fark etmediğimiz ve tedavi etmediğimiz sürece duygusal olarak var olmaya devam edecekler.

    yazınız iyicil ve güzel şeylere davet ediyor. ayrıca bana da bunları yazdırdı sabah sabah. karamsar gelmiş olabilir, nahoş bir his yarattıysa özür dilerim. yazdıklarınız için teşekkür ederim ve herkese güzel bir gün dilerim.

    Liked by 1 kişi

    1. Paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Karşılanmamış ihtiyaçlar da birer beklenti değil mi? Nötr’de kalabilmenin kolay olmadığının farkındayım. Öte yandan her bir beklenti bir hayal kırıklığını da beraberinde getiriyor. Her his kıymetli inanın. Değişim ve dönüşüm bizim seçimlerimizden ibaret. Neyi seçtiğimiz ve neden vazgeçtiğimizin bilinçli farkındalığı bazen çok işe yarıyor. Elimden gelenin en iyisini yapmaya özen gösteriyorum. Öte yandan yaptımlarımdan dolayı (ard niyet olmaksızın) karşı taraf eleştirmek yerine anlamayı da seçebilir. Güven ile ilgili şu tanımı çok severim. O böyle yaptıysa bir bildiği vardır deyip sonradan konuşabilmek beni ön yargıdan çıkarıp anlamaya teşvik ediyor mesela.
      Paylaşımınız için bir kez daha teşekkür ederim.
      Saygılarımla, Arzu

      Liked by 1 kişi

      1. yanıtladığınız ve yaklaşımınızı paylaştığınız için ben de teşekkür ederim.

        uzatmış olmak için değil, daha iyi ifade edebilmek için birkaç satır daha yazmak geliyor içimden. yazınız buna vesile olmaya devam ediyor, bunun için de ayrıca müteşekkirim.

        karşılanmamış ihtiyaçlar tanımıyla aslında bir çocuğun temel güven ihtiyacından söz ediyorum. yani bildiğimiz zihinsel beklentilerden daha kök bir şey, varoluşsal temel gereksinimler.. yeni doğanların aileden görmesi gereken koşulsuz sevgi, içten ilgi, koruma gibi şeyler.

        bunlar çocuğun kontrol edebileceği beklentiler değil, kişiliğini oluşturması için elzem olan temel ihtiyaçlar. eksiklikleri ilerleyen yaşlarda beklenti olarak yankılanıyor.

        yani söylemek istediğim; insanlardan beklediğimiz olumlu ya da olumsuz davranışların kökeninde çocukluğumuzdaki deneyimler yatıyor. bunlarla ilgili bir farkındalığa ulaşmadığımız sürece, beklentilerimizi nötralize edecek telkinlerin işlevi biraz yüzeysel çalışıyor diye düşünüyorum. semptomatik tedavi gibi, anlık, geçici.

        bize ters gelen davranışları karşısında kişinin bir bildiği olduğunu düşünmek gerçekten de beklentinin hayal kırıklığından kurtarır bizi. önyargıyla görüşümüzü kirletmemizin önüne de geçer hem. lakin sözkonusu kişinin bize verdiği rahatsızlığı görmezden gelme noktasında kendimizi yok sayıyor olmamalıyız, siz bunu demek istemiyorsunuzdur zaten diye tahmin ediyorum.

        böyle güvenli alanlar yaratma çabası takdire şayan, şiddetsiz iletişimle kendimizi ve çevremizi bu alana davet etmek çok kıymetli. dilerim ki hayat, bu çabayı görüp onurlandırabilecek, ortaya koyduğumuz gayretin karşılık bulabildiği insanlarla buluştursun bizi.

        son olarak beni bu konularda aydınlatan, okuması biraz çetrefilli ama dönüştürme gücü yüksek üç kitap önerisi yapmak istiyorum. belki okumuş bile olabilirsiniz. “olgunlaşmamış ebeveynlerin yetişkin çocukları”, “narsistle ateşkes” ve “normalliğin deliliği”.

        üç kitap da demir lokma kıvamında, yenilip yutması, hazmetmesi zor yaklaşımlar içeriyor. fakat benim gibi ve belki de sizin gibi, hayata ve insanlara iyicil yaklaşarak yaşayan ve fakat bu esnada kendi sınırlarını ortaya koyma, istismarı fark etme konusunda görece donanımsız kişiler için uyandırıcı niteliği yüksek metinler.

        okuduktan sonra edindiğim farkındalıklar kendimi suistimalden koruma konusunda beni geliştirdi ancak açıkçası bu kabiliyetlerden dolayı da sosyal esnekliğimi büyük oranda kaybettim. bu durumu yıllar süren “farkındasızlığın” aydınlanması sürecinde bir geçiş aşaması olarak görüyorum.

        umarım gelecekte hem kendini sağlıklı bir şekilde muhafaza edebilen hem de ilişkilerde doğru oranda tolerans gösterebilen bir konuma erişebilirim. okurken bunları göz önünde bulundurmanın mühim olduğunu düşündüğüm için bilhassa belirtmek istedim.

        sevgiler, saygılar

        Liked by 1 kişi

Yorum bırakın