Bendeki Beni Sevmek… “I”

Bu mevzu malum çok derin. Yaz yaz bitmez derler ya o misal, ben de bir yerden başlayayım dedim. Bakalım kaçıncı seri de nokta koyacağım?

O zaman bendeki beni sevmek konulu seri başlasın.

Çoğumuz ana ve baba atalarımızdan aldığımız genler, yaşadıklarımız, yetiştiğimiz çevre, okuduğumuz okullar, içinde bulunduğumuz sosyal ve iş ortamı nedeniyle çokca birikime kimine göre de gereksiz bagaja sahibiz. Üstelik farkına bile varmadığımız ve yıllarca sırtladığımız bagajlar. Bizi geçmişe, geçmiş acılara ve öğretilere bağlayan, şimdiyi ıskalayarak geleceğin kaygısı içinde kaybolmaya gark eden bagajlar! Bir başka deyişle sabotajcılar!

“şimdi” veya “anın” farkındalığı ile yaşamadığımı fark etmem 40’lı yaşlarım sonrasına denk geliyor. Şimdi ve an yerine hep gelecek ve gelecek kaygısı vardı. Oğlumun okulu, yaşamı, eğitimi ve hep garanti altına alınması gereken sorumluluklar, standartların korunması – standartlar da neyse!-, kariyer ve yapılması gereken işler… Odağında pek de benim olmadığım ama yapmam gerekenler, bazen de tek başına sırtlanılandıklarım!

Olan sadece gelecek için koşturmaktı… Ve sadece sorumluluklardı. Kimbilir o zaman olması gerekenler de onlarda belki de! Ben bugünlere hazırlayan…

Sonra birden bir “aha” oldu. Ev, iş, eş, evlat ve ebeveyn olmak derken “Arzu’nun da bir zamanlar arzuları vardı” sorusu küt diye düştü önüme. Haz’dan bahsetmiyorum. Hani geçen gün yazdım ya kişisel menkıbemden, gayemden yani hayallerimden bahsediyorum.  Bu arada bunun yaşla da ilgisi olduğuna inanıyorum. İletişim ile ilgili eğitim aldığım dönemlerde bir hocamız; “5 yıl sonra nerede olacaksın? Hedefin ne?” diye soru vermişti. O hedefe yönelik özgeçmişini güncelliyor musun” diye de eklemişti. Dürüst olayım o dönemde 10 yıldır çalışıyor olmama rağmen ne 5 yıl sonrasını hedeflemiştim, ne de ortada güncellenecek bir özgeçmiş vardı. Gün ne getirirse eyvallah modu devredeydi. Ya da “ya o hayaller, hedefler gerçekleşmezse kaygısı”. Yirmili yaşların sonu olduğu için “gençlik başımda duman” da olabilir 😊.

Diğer taraftan da hayal kurmak bana imkansızmış gibi geliyordu. Belki çalışma hayatına kadar olan yaşanmışlığım, tecrübem ve/veya bagajım şunu diyordu “Rüzgar’ın önünde ilerliyorsun, kader var yolu çiziyor ve su yolunu buluyor”. Beni engelleyen ve çok da başarılı olan hatırı sayılı sabotajcılarım da vardı elbet. Ve hiç susmuyorlardı! Ya başaramazsam! Kız başına! Hadi canım! Mezun olduğun okula bak! Eğitimin yeterli mi! Ya hayalimi gerçekleştiremezsem! Ya eleştirilirsem! Elalem ne der! vs. vs. Konu dönüp dolaşıp “değerlilik ve yeterlilik” olgusuna geliyordu. Hep bir şeylere veya birilerine yetmek zorundaymışsın gibi. Onlar mutlu olsun da, ben olurum nasıl olsalar gibi…

Eleştiriyi övgü kadar baş tacı yapmıyoruz mesela. Kabul ediyorum, nasıl söylendiği önemli ama hiç mi biri bize yanlış yaptığımızı söyleyemeyecek? Dozunda yapılan geri bildirim de bir çeşit şefkat barındırmıyor mu içinde? Ama yetersizlik bakışıyla söylendiğinde direk “ben zaten neyi doğru yaparım ki!”ler başlıyor. Aslında aslolan hatalarla pişmek değil miydi? Mevlana’nın dediği gibi “Hamdım, Piştim, Yandım.” Pişmek için yanmak buysa eğer değmez mi? Görmek gerekmez mi?

Geçtiğimiz haftalarda “Yol ve Erdem” çalışmalarında herşey zıttıyla var oluru irdeledik.

Başarı/başarısızlık

Övgü/Yergi

Kazanç/Kayıp

Mutluluk/Mutsuzluk

Açlık/Tokluk

Öfke/Şefkat

Korku/Cesaret

Gibi…

Zıttıyla varlan o kadar çok şey var ki! Siyah/Beyaz, Var/Yok, Açık/Kapalı… Çoklayabilirsiniz.

O zaman zıttımızın da farkına varıp bendeki beni yermek yerine, onu kucaklamak ve sarıp sarmalak iyi gelmez mi?

Bana iyi geldi net!

Çünkü kimseye fırsat vermeden kendi kendimizi yerme konusunda ben cidden bizden daha iyisini tanımıyorum. Ne diyordu Da Vinci; “Sorunu kucaklayın, hem de 5 duyunuzla! 5 duyunu kullandığında her sorunu çözersin diyordu ve ekliyordu. Belli oranda yapılan hatanın bütündeki oranı önemli. Deneyimlemeden, hata yapmadan nasıl öğreneceksin!” Tasavvufta ise; hatalar hakikate yaklaştırır diyor. Yani dozunda yapılan bir geri bildirim bazen göremediğimiz kör noktalarımız için bir ayna olabilir mi?

Bundan 5-6 yıl önce karşıma çıkan “Dört Anlaşma – Don Miguel Ruiz” kitabı beni oldukça sarsmıştı. Bendeki beni fark ettiren ona kucak açtıran ve farkına vardıran… Olanı olduğu gibi görmek ve anlamak adına inanılmazdı. Halbuki nasıl da heyecanla hikayeler yazıyoruz olanın üzerine…

Hep iyi konuştum, iyi yürekli ve niyetli oldum ama varsayımlar ve kişiselleştirmelerle hayatı kendime zindan ettiğim günler de oldu. Hele bir Başak burcu olarak mükemmelliyetçilikle olan sınavımın yoğunluğu azalasa da hala devam ediyor. Hani kızılderililer der ya; “Ders sen öğrenene kadar devam eder” diye. Öyle işte… Öğreniyorum ama kendimi takdir de edeyim. Değişiyor, dönüştürüyorum.

Sonra başka bir “aha” çıktı karşıma. “Başkalarının aksiyonlarını değil, kendi reaksiyonlarını dikkate al.” Gerçekten de çoğu zaman kendimizden ziyade başkaları için yaşıyoruz. Onlar mutlu olsun ben olurum. Çatışmadan çoğu zaman kaçıyoruz. Çünkü çatışma içinde beslediği negatif ile sanki sorunu çözmek değil de düğümlemek gibi geliyor çoğu zaman. Aman patron kızmasın, ağzımızın tadı bozulmasın, çocuklar evden uzaklaşmasın, performans görüşmesinde üzerime gelmesin, diye uzayıp gidiyor liste. Yeni nesil bu konuda oldukça başarılı gerçekten. Ama bizim kuşağın bir kısmı kendini yerme konusunda tüm ödüllere aday gösterilebilir.

Halbuki bendeki “benin” o günkü versiyonunun en iyi hali olduğunu bilsek. Sınırlarımızı belirlesek. Evet dediğimize nelere hayır dediğimizin farkına varsak veya neyi seçerek nelerden vazgeçtiğimizin. Bunları net görebildiğimizde acaba o evetlere gerçekten evet der miyiz, ya da seçer miyiz?

Bir soru ile ilk seriyi tamamlayayım; Görmek istediğinizi mi görüyorsunuz, yoksa görmeniz gerekeni mi?

İmza : Ben

12/04/2021, İzmir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s