Kişisel Bir Tanım Arayışı “Mükemmellik Nedir”?
Mükemmellik kavramı, tarih boyunca insanları peşinden koşturmuş, farklı toplumlar ve bireyler tarafından çeşitli şekillerde tanımlanmış. Öte yandan mükemmellik için her zaman net bir hedef ya da varılacak bir sonuç olmaktan çok bir süreç, bir yolculuk ta denmiş. Bu defa mükemmelliğin tanımını, neden peşinden koştuğumuzu, onun iyinin düşmanı olup olmadığını ve elinden gelenin en iyisinin aslında mükemmel olup olmadığını konuşalım istedim. Bilenler bilir vazgeçilmez başucu kitabım Don Miguel Ruiz’in “Dört Anlaşma” kitabındaki dördüncü anlaşma olur kendileri 😊 yani “Her zaman elinden gelenin en iyisini yap”.
Mükemmellik kelimesi de hayatımızı etkileyen disiplin, mutluluk, başarı vb. sayabileceğim kelimeler her birimizde başka duygu ve anlama sahip. Haydi mükemmelliğin sizdeki duygu ve anlamına not alarak bir bakalım? Çok değil bir iki dakika yeter.
Kıyaslamalarla Gelen Mükemmellik Arayışı
Çocukluğumda uzunca bir süre hep birileri ile kıyaslandım. Komşunun kızı, sınıf arkadaşı, mahalledeki esnaf vs. Hele komşumuz olan Sevim teyzenin kızı Pınar kabusumdu diyebilirim. Ne zaman bir şey yapmak istemesem, ya da istenilen şekilde bitirmesem tepside yemek misali komşu kızı “Pınar” konurdu önüme. Pınar yapıyor, çalışıyor, annesine yardım ediyor vb. Belli bir yaşa ve olgunluğa gelene kadar kendisinden çok haz ettiğimi söyleyemem. Kızcağız bi haber arkadaş olmaya çalışıyordu. Olmadı tabii ki kendisi rakibimdi. Rakiple arkadaşlık olur muydu? Bunların olduğu sıralar ben bilemediniz 10 – 11 yaşında idim. Düşünün, daha o yaşlarda başlıyor. Kıyas, kıyaslama ve kıyaslanma? Yapmayın ne olur. Her bir çocuğumuz kendine özel ve yapabildikleriyle kıymetli. Böyle başladı benim mükemmellik takıntım (!), son birkaç yıla kadar da devam etti. Bütün askılar aynı olacak, aynı yöne bakacak, renk skalasına göre ayrılacak, simetrik olacak. Detaylar atlanmayacak, her türlü olasılık düşünülecek. Hatta ve hatta bir ara benden 5 yıl sonrasını öngörmem ve ona göre yol belirlemem beklendi. 1 saat sonrasını bilemezken! Ne kadar yormuşum, yorulmuşum meğer.
Hata yaparsan, yanlış yaparsan, beklentiye ve/veya karşı tarafın mükemmellik tanımına uygun davranmazsan kabul görmezsin çünkü. Beğenmezler. Eleştirilirsin. Sevilmezsin. Belki dışlanırsın, hatta duyguların manipüle bile edilebilir. Yanlış yapmakta ödün kopar. Bildiğini unutuşun. Şaka gibi ama yolda kaybolurum diye evden çıkmazsın (hele bildiğin şehrinden ayrıysan). Tüm bu çıktıların duygusu ne biliyor musunuz? Çaresizlik, değersizlik, kaybolmuş hissetme, öfke, üzüntü, şaşkınlık, korku, ötekileştirilme, yalnızlık vb.
Kendi tanımım için biraz daha bekleteceğim sizi. Sizde bu arada lütfen biraz daha düşünün…
Madem herkes bu aralar ChatGPT ile haşır neşir. Bende kendi tanımıma geçmeden önce ondan gelenleri bir paylaşayım sizinle. Gördüğünüz gibi hizmette sınır yok. 😊
Felsefi ve Kültürel Boyutuyla Mükemmellik
1. Felsefi Tanım
- Aristoteles ve Platon gibi antik Yunan filozofları için mükemmellik, bir şeyin doğal amacına veya potansiyeline tam anlamıyla ulaşması anlamına gelir. Aristoteles’in “arete” kavramı, bir şeyin en iyi haliyle var olmasını ifade eder. Mükemmellik, doğası gereği bir varlığın en yüksek erdemlerine ulaşmasıyla ilgiliydi.
- Kant, mükemmelliği ahlaki bir çerçevede ele alarak, bir insanın en yüksek ahlaki değerleri gerçekleştirmesini mükemmellik olarak görmüştür.
2. Estetik Tanım
- Sanat ve estetik bağlamda mükemmellik, simetri, denge, oran ve uyum gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Gözle görülen veya hissedilen güzellik mükemmellik olarak algılanabilir.
- Klasik sanatlarda, ideal güzellik anlayışı “kusursuzluk” ve “mükemmellik” ile eşleştirilmiştir.
3. Kişisel Gelişim Tanımı
- Kişisel gelişim bağlamında mükemmellik, bir kişinin kendi potansiyeline ulaşma, hedeflerine en iyi şekilde ilerleme ve her zaman gelişme çabası olarak tanımlanabilir.
- Bu bağlamda mükemmellik, genellikle “en iyisini yapmak” ya da “kendini sürekli geliştirmek” anlamına gelir, mutlak kusursuzluk değil.
4. Toplumsal ve Kültürel Tanım
- Farklı toplumlar mükemmelliği kendi kültürel değerlerine göre tanımlarlar. Örneğin, Japon kültüründe mükemmellik, “Kaizen” olarak bilinen sürekli iyileştirme felsefesine dayalıdır. Her zaman daha iyisi yapılabilir.
- Batı kültüründe ise mükemmellik sıklıkla bireysel başarıya ve hedeflere ulaşmaya odaklanırken, Doğu kültürlerinde mükemmellik daha çok toplumsal denge, uyum ve kolektif başarı üzerinden tanımlanır.
5. Bilimsel Tanım
- Bilimsel açıdan mükemmellik, teorik veya deneysel olarak bir şeyin en ideal duruma getirilmesi olarak tanımlanabilir. Fakat bilimde mutlak mükemmellik olmadığı kabul edilir çünkü bilim sürekli evrilen bir süreçtir.
6. İş Dünyasında Mükemmellik
- İş dünyasında mükemmellik, performansın maksimum seviyeye çıkması, kalite yönetimi ve müşteri memnuniyetine dayalıdır. “Operational Excellence” yani operasyonel mükemmellik, süreçlerin en verimli ve etkili şekilde yönetilmesi anlamına gelir.
7. Ruhsal ve Manevi Mükemmellik
- Dini ve ruhsal öğretilerde mükemmellik, genellikle bir kişinin Tanrı’ya en yakın olduğu, ruhsal ve ahlaki olarak arınmış bir duruma ulaşma olarak görülür. Örneğin İslam’da “İhsan” kavramı, Allah’ın her şeyi gördüğünü bilerek her işte en iyisini yapma gayreti olarak tanımlanır.
8. Psikolojik Perspektif
- Psikoloji alanında mükemmeliyetçilik, insanların kendilerine veya başkalarına karşı yüksek beklentiler geliştirmesi ve bu beklentilere ulaşmak için yoğun bir çaba harcaması olarak açıklanır. Sağlıklı mükemmeliyetçilik gelişime katkı sağlayabilirken, sağlıksız mükemmeliyetçilik kaygı, stres ve hayal kırıklığına yol açabilir.
Şimdi sıra sizde 😊Haydi alın kâğıdı kalemi lütfen. Zaten hazırdı galiba…
Kendi tanımlarınızla karşılaştırma fırsatınız olduysa eğer neleri fark ettiniz? Bu kadar farklı tanım varken ve hatta sizin ki de yukarıdakilerden farklıyken, eğer o tanıma uymuyorsak; şimdi biz hatalı mı oluyoruz? Değersiz? Kusurlu? Suçlu?
İşte o nedenle Dört Anlaşma kitabı benim gözümü açan uyandırma alarmım olmuştu. Bu kadar takıntı ile hata yapmaktan korktukça hata yapan bana merhem olmuştu. Bir de o aralar koçluk eğitimi aldığım dönemdi. Tanımları netleştirerek hizalanmak o kadar iyi gelmişti ki! Hala soruyorum ve sormaya devam ediyorum. Her iki tarafta aynı şeyi mi anlıyor diye. Bende çok işe yaradı. Varsaymadan, kişiselleştirmeden önce hem fikir miyiz, aynı pencereden bakabiliyor muyuz? El sıkışalım mı?
Mükemmeliyetçilik Tuzağı: Hata Yapmaktan Korkmak
Size bir örnek daha vereyim. Oğlum Ege üç buçuk yaşında yuvaya başladı. O güne kadar evde hep yatılı bakıcılar ve yetişkinler vardı. Yuva arkadaşlığı konusunda başlarda zorlandı. Tam arkadaşlarla kaynaştırdık derken okulun rehberlik bölümünden arandım. Canım Veda Hn. bana öyle bir soru sordu ki hayatımda sarsıldığım ender anlardan biriydi ve soru şuydu?
“Evdeki mükemmellik modeli kim?” Nasıl yani diye sordum. Soru net dedi. Ben şaşkın şaşkın ya da fener tutulmuş tavşan moduna geçince, anlatmaya başladı. Ege; eğer düzgün kesemiyorsa, boyaları kutuların dışına taşırıyorsa, ya da ona verilen yönergeleri tam yapamazsa bırakıyor ve devam etmiyor dedi. İlerleyemiyoruz! Bende ki şaşkınlık daha da arttı. Omuzlarımın çöktüğünü hissettim. Üzerine titrediğim bebeğime neler yapıyordum derken beni yakaladı ve “bilseniz zaten yapmazsınız o yüzden sizden biraz hata yapmanızı rica edeceğim” dedi. Bana! Hata yap dedi! Şaka herhalde dedim. Hata kim ben kim! Nasıl sarsıldığımı ve günlerce kendime gelemediğimi hatırlıyorum. O gün bugün bana verilen en büyük hediyelerden birinin bu sohbet olduğunu da itiraf ediyorum. Meğer hata yapmak ne keyifli imiş. Siz anladınız beni eminim. Kutunun dışına çıkarsa boya ne olur? Hiçbir şey. Düzgün kesmezsen ne olur, düzgün kesmeyi öğrenirsin. Yönergeler şaşabilir. Ben çocuğumun elinden “deneyimleme” ve “öğrenme” yetisini almışım meğer. Benden de alınmış elbet kabul.
Benim tanımım ne?
Benim tanımım o gün ve o an için “Elimden gelenin en iyisini” yapmak. Eğer öğrenmem gereken başka bir şey varsa iyileştirmek ve sonraki anın veya adımın en iyisine odaklanmak. Deneyimlemek, öğrenmek ve ilerlemek. Yani Ruiz’in anlaşma tanımını aldım, kabul ettim, baş köşeye yerleştirdim.
“Elinden gelenin en iyisini yapmak,” sürekli olarak en yüksek performansı sergilemek değil, o anki koşullara ve kapasitelere uygun olarak elinden gelenin en iyisini yapmaktı. Böylece tuzağa düşmeden, atıl kalmadan, her şeyin kusursuz olmasını beklemeden, harekete geçmemize olanak tanıyordu. Çünkü ben yıllarca mükemmel olamama adına birçok şeyi yapmaktan, adım atmaktan, hayal kurmaktan, harekete geçmekten o kadar çok vaz geçmiştim ki! Nasıl bir baskı anlatamam. Hele o askılar ve dolap düzeni… Yaşayanlar bilir aslında nasıl bir duygu olduğunu. Toplumun beklentilerine, başkalarının takdirine ve beğenisine dayalı olmadan. Ya hata yaparsam! Ya rezil olursam! Ya elime gözüme bulaştırırsam! Suçlarlarsa! Ayıp olursa! Kaç yaşında kadınım yakışır mı? Vb. Bunca yıllık tecrübeden sonra hem de!!!
Oysa başarıya ulaşmanın yolu, kusursuz olmaktan değil, harekete geçmekten geçiyordu. Blogumu açmak ve yazılarımı yayınlamak, seramik, kitap kulübü, sivil toplum örgütlerinde gönüllü olmak, vb. Ben artık mevcut kapasitemi potansiyele nasıl çevirebilirim onu düşünüyorum. Elimden gelenin en iyisi ile… Başkalarının ne düşündüğünden bağımsız olarak, kendi gelişimime odaklanarak. Tabii ki görüşleriniz çok kıymetli eğer bana + 1 katacak ve ileriye taşıyacaksa. Hay hay. Burada ne dediğinizden ziyade nasıl söylediğiniz de çok kıymetli dostlar. Söz büyü ya ondan…
Bu arada son yıllarda gündemimize oturan ve çokça da vaktimizi harcadığımız sosyal medya gibi platformlar, mükemmellik algısını daha da güçlendiriyor. İnsanlar, sürekli olarak “mükemmel” bir imaj sergileme baskısı altında. Bu, dışarıdan alınan beğeni ve onaylarla beslenen kısır bir döngü. Başkalarının beklentilerine göre mükemmel olma çabası bizi kendi değerlerimizden uzaklaştırmıyor mu sizce de? Kaç “beğeni” aldım, hangi filtreyi kullansam, bu oturuş nasıl karizmatik olmuş mu, nasıl baksam kameraya vb. liste uzar gider.
Mükemmeliyetçiliğin Ötesine Geçmek
Sonuç olarak, mükemmellik arayışı, bireyin kendi potansiyelini keşfetme yolculuğunda doğal bir süreç olabilirken, toplumsal baskılar, bu süreci zorlaştıran ve hatta zarar veren bir noktaya da taşıyabiliyor gerçekten. Oğlumun hatasız kesmesini, boyamasını beklemek gibi ☹
Öte yandan başarısızlıkların, gelişim ve öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmek, mükemmellik kavramını yeniden tanımlamaya da yardımcı oluyor. Hem kendimize hem de başkalarına karşı hoşgörülü olmayı öğrenmek, bu baskıyı hafifletmenin en önemli adımlarından biri. Kimseyi suçlamadan, yargılamadan. Mükemmelliğe giden yolun sürekli olarak en iyiyi yapmaya çalışırken, öğrenmeye ve gelişmeye açık olmaktan geçtiğine inanıyorum.
Başka bir deyişle; benim için mükemmellik ne başkalarının gözünde ulaştığımız yer ne de topluma sunduğum kusursuz imaj; mükemmellik, kendimize sadık kalarak, elimizden gelenin en iyisini yaparken öğrenmeye ve gelişmeye devam ettiğim bir yolculuk.
Fransız filozof Voltaire’in “Mükemmel, iyinin düşmanıdır” sözünü çok severim. Çünkü “yeterince iyi” olanı kabul etmek, bizi daha üretken ve başarılı yapıyor. Öte yandan içinde çaba var, emek var. “Denemiş yahu” deyivermek çok ama çok kıymetli.
İmza : Ben
15 Eylül 2024, Urla – İzmir