“Düşüncelerinizin Sesini Üslubunuz Belirler”
Hayatta her şey bir denge üzerinde duruyor; özellikle de insan ilişkilerinde. Bir sözü söylemek kadar, nasıl söylediğimiz de büyük bir önem taşıyor kesin. Hani söz büyü derler ya onun gibi bir şey. Sözler bazen bir hançer gibi keskin olurken, bazen de en zor anlarda şifa veren bir merhem oluveriyor. İşte bu ince çizginin adı üslup!.
Üslup, sadece konuşma tarzımızı değil, aynı zamanda karşımızdakine verdiğimiz değeri, onu anlama çabamızı ve saygımızı gösteriyor, dostlar. Yıllardır söylenir. Hele kurumsal hayatta. Ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizin her şeyi belirleyivermesidir. Bence; teşekkürü, ricayı, gerektiğinde özrü bilmektir üslup. Özen göstermek, özenli olmaktır.
Romanos Diogenes’in; “En önemli vazifemiz; kulaklarımızı, söylediklerimizi duymaya alıştırmamızdır.” sözünü çok severim. Bana bu söz söylense nasıl hissederim diye düşünmeyi hatırlatır bana. O günü muhteşem de geçirebilirsin ya da bedbaht da. Bazen bu tuzağa düşüyorum. Özellikle de daha selam sabah sormadan güm diye “espri” babında söylenen sözlerin gerçekten de kırdığının bile farkında olmuyor insan. Ne de olsa espri ya! Bazen de aradaki arkadaşlık ve yakınlıktan kaynaklı rahatız “nasıl olsa o alınmaz, beni bilir” diye geçiveririz. Serde insan olduğunu, insan olduğumuzu unuturuz.
İş hayatından çok örneğim var elbet. En çarpıcı olanını anlatayım. Bir proje için şehir dışından ekip bekleniyor. Uçakta rötar oluyor ve misafirler gecikiyor. Şirket içinden arkadaşlara durumu aktarıyor ve toplantının geç başlayacağı bilgisini veriyorum. Aradan 10-15 dk. geçmeden odamın kapısı açılıyor ve özde satış direktörü olan arkadaşımız (yaklaşık 80 kişiden sorumlu) daha selam sabah vermeden, hâl hatır sormadan kükremeye başlıyor! Yanlış değil cidden kükrüyor. Onun zamanının ne kadar kıymetli olduğundan, bunun nasıl bir terbiyesizlik olduğundan, geldiklerinde toplantıya eşlik etmeyeceğinden bahsediyor ve ben ne diyeceğimi toparlamaya çalışırken kapıyı çarpıp çıkıveriyor. Bendeki duygu durumunu anlatmaya gerek yok.
Ne mi oluyor? Toplantıya geliyor ve katılıyor! 2 saat sonra gelip özür diliyor, o anda başka bir şeye sinirlendiğini ve öfkesinin benden çıktığını, benim de anlayışla karşılayacağımı bildiğini (!) söylüyor. Yapmayın arkadaşlar, yapmayın. Kimse sizi, bizi anlamak ve anlayışla karşılamak durumunda değil.
Ve galiba hayatımda “yaşam yolculuğumda bir daha karşıma çıkmasın” dediğim bir iki kişiden biridir. Öte yandan o bir iki kişiye; bana sınırlarımı ve üslubun önemini öğrettikleri için ben minnettarım.
Peki siz, başkalarıyla iletişim kurarken nasıl bir üslup tercih ediyorsunuz? Ne kadar nazik ne kadar direkt oluyorsunuz? Söylediklerin ile hissettiklerin arasında bir tutarlılık var mı? Sözlerin kalbinden mi geliyor?
Kapıyı kilitleyen de açan da aynı anahtar değil mi?
Rahmetli annem; “söz sendeyken senin esirindir, ama dile geldi mi yani ses buldu mu artık sen onun esiri olursun” derdi. Ne söyleyeceğini, sözün nereye gideceğini lütfen düşün kızım derdi. Kalp kırma kırıldı mı tamiri zaman alır. Çünkü sevmek emek ister diye de eklerdi. Tahtaya çakılan çiviler gibidir. Çivi çıksa da izi kalır. Kendisinin de uzun yıllar sözünü esirgediğini söyleyemem, belki de yıllar sonra ondandır önerisi der, tutarım aklımda.
Üslup, Haddini Bilmenin Sanatıdır
Hocalarımız, büyüklerimiz ısrarla altını çizer; Haddimizi bilmek hayatımızın altın kuralı diye. Bu da sınırlarımızın ve sınırların farkında olunarak korunur. Sokrates’in “Kendini bil” öğüdü, yalnızca bireyin içsel dünyasına dönük değil, aynı zamanda karşısındaki insanı tanımaya yönelik bir çağrı değil mi sizce de? Sözlü sınırlar da böyledir; bir insanı incitmeden, ona kendi alanını ihlal etmeden konuşmak, ustalık gerektiriyor. Hala öğreniyorum. En iyi öğrenme şekli de gözlem…
Haydi sizde “Bu hafta birine nazik ve özenli bir üslupla yaklaşmayı deneyin ve sonuçları gözlemleyin”. Bakın bakalım neler oluyor? Sözlerinle ve üslubunla insanlara nasıl bir etki bırakıyorsun? Bu etkinin farkında mısın?
Söyleyeceklerimizin gücünü artıran şey, karşımızdakine olan saygımız ve niyetimizin berraklığıdır. Eğer sözlerimiz öfkeyle, kibirle ya da kendini üstün görme haliyle doluysa, ne kadar doğru olursa olsun, karşı tarafın algısında bambaşka yerlere kadar uzanır. Çünkü; en zor anların bile doğru bir tavır ve söylemle aşılamayacak bir durumu yoktur.
Üslup, İnsan İlişkilerinin Aynasıdır
Öte yandan insanların birbirine yaklaşımında en önemli unsurlardan biri üsluptur. İş yerinde, aile içinde, arkadaş çevresinde ya da tamamen yabancı biriyle olan etkileşimde, kullandığımız dil ve davranış şeklimiz, ilişkilerin kalitesini belirler.
Günümüzün hızlı ve çoğu zaman yüzeysel ilişkiler dünyasında, üsluba verilen önem giderek azalıyor gibi görünse de aslında hala derin etkiler yaratıyor. Kendinizden bakın mesela; kötü bir üslupla yaklaşan biriyle uzun süreli bir ilişki sürdürmek ister misiniz?
Bir de sadece kendi zihnindeki aktarmak için konuşanlarımız var. Karşısındakinin söylediği sözün bitmesini bile beklemeye tahammülleri olmayan. Sadece cevap vermek için dinleyen. Bak cümlemi tamamlayayım demene bile izin bulamadığın. Bazen de ne söylersen söylese zanlarına kapılmış durmadan anti tez ile kurulan cümleler ve yaklaşımlar var. Manipülatif…
Bir süre sonra bendeki duygusu değersizlik oluyor. Değer bulunamayan, güven duyulamayan benim tabirimle geçinmeye niyetin olmadığı durumlar. Böyle durumlarda, en tehlikelisi ne biliyor musunuz, “Susmak”. Çünkü artık konuşmanın bir anlamı kalmıyor. Dinlenmediğin, saygı duyulmadığın, yargının bol kepçe dağıtıldığı bir ortamda bulunmanın da anlamı kalmıyor zaten. Bir diğer tabirle; “Susmak” demek benim için “gitmek” demek!
Uzmanlar, bir insanın karşısındakine nasıl hitap ettiği, aslında kendi içsel huzuru ve dengesi hakkında da ipuçları veriyor diyorlar. Eğer bir insan sürekli eleştiren, sert bir üslupla konuşuyorsa, bu genellikle kendi iç dünyasında yaşadığı çatışmaların dışavurumuymuş. Tam tersine, sakin, yapıcı ve saygılı bir üslup, içsel bir barışın ve olgunluğun göstergesiymiş.
Üslup, Farkındalığı Besler
Epiktetos, “İnsanı en çok kendisiyle olan ilişkisi tanımlar” derken, kendimize karşı olan üslubumuzun, başkalarına nasıl yansıdığını anlatıyor. İçsel farkındalık, dış dünyayla olan ilişkilerimizi doğrudan etkilediğinin altını kalın kalın çiziyor. Kendimize karşı yumuşak, anlayışlı ve sabırlı olduğumuzda, bu nitelikler başkalarıyla olan etkileşimlerimizde de kendini gösterir diyor.
Üslup, Değişim ve Dönüşümün Anahtarıdır
Yunus Emre’nin şu dizeleri, bu konuda çok şey anlatır: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı. Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.” Sözün ne kadar güçlü bir araç olduğu bundan daha vurucu nasıl anlatılır bilemedim! Sözümüz, bir savaşı bitirecek kadar etkili olabileceği gibi, bir insanı derin yaralarla baş başa da bırakabiliyor.
İşte tam da o anda Sadi Şirazi’nin dediği gibi yanlış üslup, doğru sözün celladı oluveriyor ve bir şeyleri koparıp alıveriyor sizden ve bir daha eskisi gibi olmuyor. Olamıyor. Samimiyet ve samimi niyet’in büyüsü bozuluveriyor çünkü.
Tasavvufta ise, insanın her an kendini gözetmesi, yani ne söylediğine ve nasıl söylediğine dikkat etmesi, bir ibadet gibi kabul edilir. Çünkü söz, insanın iç dünyasındaki halin dışa vurumudur. Eğer kalbimizde nefret, kin ya da öfke varsa, bu sözlerimize de yansır. Oysa ki, gönül temizliği ve olgunluğu, üslubun en yüce şeklidir. Sözleriyle barış sağlayan, gönülleri birleştiren bir üslup, insanı manen yüceltir.
Özetle; Üslup, İnsan Olmanın Sanatıdır
Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de insanlarla olan bağımızı güçlendiriyor ya da zayıflatıyor. Tasavvuftan filozoflara, atasözlerinden hayatın içindeki deneyimlere kadar her yerde, üslubun ne kadar önemli olduğu vurgulanıyor.
Üslup, kaybetmekle kazanmak arasındaki o ince çizginin adı oluveriyor. Sözümüzü kılıç gibi kullanmak mı, yoksa merhem gibi iyileştirici bir güç haline getirmek mi istediğimiz bize bağlıdır.
Çünkü üslup, sadece bir tercih değil, insan olmanın sanatıdır.
Kendimize Sorular
Peki biz ne istiyoruz? Nasıl bir üslupla yaklaşıyoruz?
Kelimelerinizin etkisini ne kadar farkındasınız? Günlük konuşmalarınızda üslubunuzun nasıl bir iz bıraktığını hiç düşündünüz mü?
Son zamanlarda üslubunuz nedeniyle incittiğiniz ya da iyileştirdiğiniz birini hatırlıyor musunuz? Bu olay size ne öğretti?
Sözlerinizi karşınızdakinin nasıl algıladığını düşünmek için ne kadar zaman ayırıyorsunuz? İletişimde empatiyi ne sıklıkla kullanıyorsunuz?
Hangi durumlarda üslubunuzu kaybettiğinizi fark ediyorsunuz? Bu anlarda daha yapıcı bir dil kullanmak için neler yapabilirsiniz?
İç dünyanızda yaşadığınız duygular, kelimelerinize ve davranışlarınıza nasıl yansıyor? Kendinize karşı olan üslubunuz dışarıdaki dünyaya nasıl etki ediyor?
Biraz durup düşünmeye, ağzımızdan çıkanları izlemeye, çevremizi gözlemlemeye davet ediyorum hepimizi.
Dilimize gelen her sözü kalbimizden geçirerek söylemeye niyetle…
İmza : Ben
Urla, 10 Ekim 2024
Bibim ( bizde hala yerine kullanılır) ” Boğaz 99 merdivendir. Ağzından çıkan kelimelerin bu merdivenleri çıkması lazım” Derdi.
evet üslüp hayatın heranında çok çok önemli.
BeğenLiked by 1 kişi