Dünyaya Kulaklarını Açmak…

Anlamak için mi, kafanızdaki cevabı vermek için mi dinliyorsunuz?

Duyuyor musunuz?

Bu aralar bu konu karşıma çok sık çıkmaya başladığı için neyi fark etmem gerekiyor veya neyi farklı yapmam gerekiyor diye sorarken buluyorum kendimi. Önce çuvaldız kendime!

Cevap vermek için mi dinliyorsunuz?

Söyleneni gerçekten anlıyor musunuz?

Anlamadığınızda anlamadım diyebiliyor musunuz?

Peter Drucker İşin püf noktası olarak “İletişimde ki en önemli faktör, söylenmeyenleri duyabilmektir” diye özetlemiş, bunun içinde gerekli olan samimiyettir demişti.

Peki neden dinlemiyoruz? Ya da neden direniyoruz? İletişim için yada her şey için önce sorunun ne olduğunu bilmek gerekmiyor mu? Sorunun neden kaynaklandığını bilmek çözümü de beraberinde getirmiyor mu? Leonardo da Vinci, sorunu kucaklayın hem de beş duyunuzla demişti. Sorunun gerçekten ne olduğunu kucaklıyor muyuz? Ya da; sorunu sahipleniyor muyuz?

İnsanları nasıl dinleyeceğimizi gerçekten biliyor muyuz? Sadece ağızlarından çıkan kelimeleri duyup gerçekten ne demek istediklerini tamamen kaçırıyor muyuz? İki kulak bir ağız ise bu iki kulak nerede devreye giriyor?

Konu ile ilgili araştırma yaparken okuduğum makaledeki bu paragraf aslında durumu çok net özetliyordu. “insanın kazandığı ilk ve en önemli beceri, dinleme becerisidir. “Doğumdan önce başlayan, ailede gelişen, okulda devam eden ve hayatın pek çok alanında kullanılan dinleme becerisi, bir bakıma sesleri okuma ve anlamlandırmadır. Her ne kadar sağlıklı bir insan dünyaya geldikten sonra duyu organlarından en çok gözlerini kullansa da, anne karnında kulaklarıyla çevresini fark ettiği için bir anlamda insan dünyaya gözlerini değil, kulaklarını açar” (Emiroğlu, 2013: 271).

Dinlemek ile ilgili onlarca atasözü var. Yani konu mühim!

Can kulağı ile dinlemek. Sakalım yok ki anlasın. Bir söyle on dinle.

Dur, dinle! Hep konuşursan hiçbirşey duyamazsın…

İki kulağın, bir ağzın var…

Uzar gider…

Bundan önceki bir çok makalede dört anlaşma kitabına atıfta bulunmuştum. Burada yeniden değinmek istiyorum. Maddelerden biri olan “Varsayma” da aslında bir çeşit dinleme yöntemidir. Sevgili Serap Manisalı buna “farzetme, zannetme” der. Kısacası netlik iyidir. Karşındakinin ne dediğini anlamak için her iki tarafta el sıkışana kadar soru sormak anlamanın bence en temel çözümü. Ama bazen sabırları zorluyor kabul ediyorum. Ancak netlik için, gönül rahatlığı ile el sıkışabilmek için de bir o kadar gereklidir.

Bir diğer tezim de; eleştirilme, yargılanma, suçlanma yönünde. Bunlar olmasın diye dürtüsel ve tepkisel davranış ile gerçeği duymadan cevap verme dürtüsü…

Yapılan bir araştırmaya göre; İnsanların dinleme hızı konuşma hızından tam 4 kat fazladır.  İnsanlar dakikada 120-160 kelime konuşabilmesine karşın 640 kelimeden fazlasını dinleyebilmektedirler.  

Kısacası dinleme yetimizin daha fazla olmasına rağmen ama biz insanoğlu ısrarla daha çok konuşuyor, daha az dinliyoruz…

Kendime not : Cevap vermek için değil söyleneni duyabilmek için dinle…

İmza : Ben

Mart 2021

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s