Ben Kimim? Kim değilim?

who ı am

Çok derin bir konu kabul ediyorum, ama üzerinde düşünmeye, kafa yormaya değer.

Çünkü hayata bakışımızı, yaşam kalitemizi, tepki ya da tepkisizliklerimizi, sınırlarımızı ya da sınırsızlıklarımızı, kendimizin farkında olmadan, başkalarını mutlu etmeye çalışarak mutluluğu bulma çabalarımızı… belki de hiçliği vb. düşünmeye, fark etmeye, kafa yormaya değer de ondan.

Kendimizi nasıl gördüğümüzün, değerlerimizin, güçlü yanlarımızın, hayallerimizin, tutkularımızın, bazen çocuk olup, kendimize oyun oynama izni vermemizin, ödüllerimizin, eril’liğimizin ya da dişil’liğimizin güzelliğine, iyiliğine bakmadan hatta çoğu zaman farkında olmadan geçip gidiyoruz.

Hep bir gelişim alanı, hep bir açık kapama telaşı, hep acaba şimdi oldu mu, soruları!

Biz iletişimciler algı gerçektir deriz. İşte o yüzden de itibar ya da algı araştırmaları yaparız. Bazen sonuçlar şaşırtır, hiç beklemediğimiz yerden gelir. Hayatın Ritmi paylaşımlarında o gecenin konuşmacısı Sayın Sedat Birol aşağıdaki linki paylaştı katılımcılarla. Uzun zamandır üzerinden okuyup-yazdığım için görsel olarak o kadar etkileyici geldi ki daha güzel bir özeti olamazdı herhalde. Hatta, son bir yıldır yaptığım çalışmalara ve araştırmalara nokta vuruşu gibi geldi .

En ünlü Dove filmlerinden birinde, Real Beauty Sketches, başkalarının bizi nasıl algıladığı ve kendimizi nasıl algıladığımız arasındaki boşluk araştırılıyor. Her bir kadın, FBI tarafından eğitilmiş adli sanatçı Gil Zamora tarafından çizilen iki portrenin konusu; biri kendi açıklamasına ve diğeri de bir yabancının gözlemlerine dayanıyor. Sonuçlar şaşırtıcı… Kendimizi nasıl görüyoruz? Dışarıdan bizi nasıl görüyorlar? (https://www.youtube.com/watch?v=XpaOjMXyJGk)

İzledikten sonra biraz vakit ayırın ve düşünün lütfen.

Geçtiğimiz sene Ağustos ayında “El-alem hapishanesi” başlıklı bir yazı paylaşmış ve demişim ki; “listenin başına önce kendimizi koyalım.” Oradaki zenginliği, deneyimi, tecrübeyi dinlemekten, fark etmekten ve kendi hayallerimizin peşinden gitmekten bahsetmişim. Yani, tam ve bütün olmaktan, halimizden memnun olmaktan bahsediyorum. Ya beni beğenmezse, sevmezse, istemezse, ya hata yaparsam, ya gülerlerse, eleştirirlerse, ayıp olursa diye durmadan zihnimizi kurcalayan sabotajcılarla kendimiz olmaktan çıkmaktan bahsediyorum. Başka bir benliğe, kimliğe bürünmekten bahsediyorum. Altını önemle çizmek isterim; bunları yapmamak hoşgörüsüzlük ya da bencillik anlamına gelmemeli. Denge lütfen! Tabii ki, anlayış görüp, anlayış göstereceğimiz anlar olacaktır. İyi niyetli, alçak gönüllü, yapıcı samimi ve doğru iletişim ile hepsi mümkün. Ben sadece vazgeçmemekten, yolda kalmaktan bahsediyorum. -mış gibi yaşamamaktan bahsediyorum. Önce kendimize önem ve özen göstermekten bahsediyorum. Çünkü kendimize gösterdiğimiz özen ve önem çevremize yansıyacak, yine kendimize duyduğumuz saygı, adalet, şefkat ve cömertlik, çevremize çarpan etkisi ile yansıyacaktır.

“Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsanız hayatınızı bir amaca bağlayın, kişilere veya eşyalara değil…  Albert Einstein”

Öncelikle kendimizden memnun olmaktan ve kendimizi fark etmekten bahsediyorum. Reiki eğitiminde hocam; benden, hayatımdaki önemli kişilerin listesini yapmamı istemişti. Listeyi tamamladığımda işte bu deyip verdim. Hocam listeyi inceledikten sonra; bu liste eksik dedi! Alıp tekrar baktım yooo kimse eksik değil önem verdiğim, değer verdiğim herkes burada dedim. Ama ısrarla cevap aynıydı “EKSİK!!!”. Listede olmayan kişinin ben olduğumu söylediğindeki şaşkınlığım hala zihnimde. İtiraf ediyorum anlamamıştım. Hatta neden listede olmalıydım ki! Anladığımda ise kendimi ekledim ve geri verdim. Bu defa da cevap; evet kendini eklemişsin ama yanlış yerdesin dedi. İçimden “haydi çattık şimdi” derken can alıcı paylaşım geldi. Çünkü listenin sonuna eklemişim kendimi. Hocam; “Sen listesinin en sonunda değil en başındasın güzel kızım” dedi. Sen varsan diğerleri var. Sen, senin ne kadar farkındasın deyi vermişti.

Sahi ne kadar farkındasınız? Üzerinden 15 yıl geçti. Kendimi gerçek anlamda yukarıya yani listenin başına çıkarmam biraz zaman aldı. Sonuç mu? Oldu, hem de çok güzel oldu.

Kendimi tanıma, keşfetme yolculuğum devam ediyor elbet. O kadar farklı kaynaklardan beslenip feyz alıyorum ki! Mesnevi – tasavvuf, kişisel gelişim çalışmaları, ki koçluk buradaki kırılma noktası oldu, budizm, zen zihni, şamanizm listem uzuyor. Geçtiğimiz gün Cemalnur Sargut hocayı dinlerken “söyleyene değil söylenene bak” dedi. Ben mesleğimde hep “ne dediğine değil” “nasıl dendiğine ve verilen mesajın gücüne” inandım. Hitabet ve içerik çok kıymetlidir çünkü. Özen ister!

Farklılıklarına bak lütfen. Hangi üniversiteden mezun olduğun kaç yabancı dil konuştuğun ya da yüksek lisans programına katıldığının pek önemi yok ben onu öğrendim. Meslek hayatında otuz iki yılı geride bıraktım ve birçok iş ortağımızın “potansiyeli yüksek – geleceği parlak – nam-ı diğer Hypo (high potential)” denilen çalışma arkadaşlarımız için akademik başarı tamam ama hayat okulundan mezuniyet için başka dersler almaları gerek dediklerine çok şahit oldum.

Ben Açıköğretim Fakültesi’den mezun oldum. Okula kayıt yaptırdığımda okuduğum bölümün adı Anadolu Üniversitesi İş İdaresi idi, mezun olduğumda ise İşletme Fakültesi olmuştu. Evet; ben kampüs/ler de ders almadım. Üniversite, hoca, üniversite arkadaşlığı anlamında bir deneyimim yok. Ama onun arkasına sığınıp pes etmedim sadece. Yaptığım işi tutkuyla yaptım, geliştim, değiştim, dönüştüm. Çoğu zaman çok korktum. Ve yıllar sonra o kampüslerde eğitim veren, konuşma yapanlardan biri oldum.

Şimdi dönüp baktığımda yaz dönemi geçici sekreteri olarak girdiğim o uluslararası şirketten 18 yıl sonra Kurumsal İletişim Müdürü olarak ayrılmıştım. Ve dönüşümüm, gelişimim şahaneydi. Yaptığım işi de çalıştığım şirketi de çok sevmiştim. Çok eğlenmiş ve öğrenmiştim. Bugün yine aynı şartlarda dünyaya gelsem ve deseler ki; kızım bu defa istediğin üniversiteyi seçme şansın var hadi seç. Ben yine aynı yoldan yürümeyi tercih ederim. Aynı Dove reklamındaki gibi; ben kendime benden olur mu diye sorarken çalıştığım yöneticilerim, iş arkadaşlarım beni hep daha yukarılara çıkmam için zorladılar. 28 yaşında şirketin Kurumsal İletişim Müdürü olmuştum! yani benden çok bana inanmışlardı. Hepsine ayrı ayrı minnettarım. Tamam kabul ediyorum ben de çok çalıştım ama itiraf etmeliyim ki ben, bendeki değeri görmekte kendime karşı bazen çok cimri oldum.

Yirmi yıl önceki Arzu ile şu anki Arzu arasında ciddi fark var, kabul ediyorum. Ancak, bu yolda kaldığım için çok mutluyum. Zihin ve beden kaslarımı zorladığım günlerim oldu, hoş zorlamaya da devam ediyorum. Rahat biraz batmalı derim hep! Rutinden hiç hoşlanmadım. Galiba mesleğimi yani iletişimci olmayı o nedenle de çok sevdim. Hiçbir gün bir önceki gün ile hiç aynı olmadı! Hala artı bir ne olur, nasıl katkı olurum nasıl katkı olurlar onun arayışındayım. Ve hep de peşinde kalacağım.

Her Arayan Bulamaz ‘’Hakikati, hakkı’’… Lakin Bulanlar da Arayanlardır elbet….

Varsaymayı ve kişiselleştirmeyi bıraktım mesela. Eğer okumadıysanız “Dört Anlaşma” kitabını öneririm. İnanılmaz bir ayna kitap. Bir başak burcu olarak Mükemmellik “takıntısı” olan ve detaylar arasında zaman zaman kaybolan Arzu’nun mükemmellik tanımı değişti mesela! Kişiselleştirmeyi bıraktım. Soru sormaya başladım. Soruların gücü inanılmaz! Bir sorunla veya kafanıza bir şey takıldığında soru sorun. Mesela “Nelere mecbur hissediyorum kendimi?, Gitmek istediğim, yapmak istediğim şeyleri yapmaktan beni neler alıkoyuyor? Beni durduran ne?” “Bu kuruntulardan, endişelerden kurtulsaydım nasıl konuşur, Nasıl davranırdım?” siz soruları kendinize göre uzatabilirsiniz. Cevaplar mı? Siz soruları sorup kendinizi ve nedenlerini düşündükçe cevaplar geliyor merak etmeyin.

Diğer yandan hobim olan “seramik” iyi bir hoca oldu bana. Sabrı ve kusurun öğretisi ile çıktı karşıma… Seramik dersinde “şekilcilik” anlamında mükemmeli ararken, çok sevgili hocam; sana özgü olacak, tek olacak ve senden olacak. Bırak içinden nasıl geliyorsa, seni nasıl mutlu ediyorsa öyle şekil alsın çamur. Sadece senin için! O günden sonra parçalanan, fırında dağılan ürünler için göz yaşı dökmeyi bıraktım. Her şey olması gerektiği gibi oluyordu.

Başarı son değildir; başarısızlık da ölümcül değildir. Önemli olan, devam etme cesaretini gösterebilmektir. Winston Churchill

Şimdi Masallarla Erdem çalışırken “halinden ve kendinden memnuniyet” ile kendime daha şefkatli, cömert, adil ve özenli davranıyorum. Çünkü bunu hak ediyorum. Sadece kendime değil tüm çevreme yaydığım bu çarpan etkisini deneyimlemeye değer. Hepimiz hak ediyoruz. Hepimiz tam ve bütünüz. Sadece farkına varalım. Şimdi ve şu anın farkına varalım.

Kendimizin kim olduğunu ya da kim olmadığını düşündüğümüz, deneyimlediğimiz farkın-dalık dolu günler dileğiyle…

Çünkü ben, sen ve biz buna değeriz.

Mayıs 2020, İzmir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s