Kütüphane

Zamanın Durduğu bir Kütüphane…

O gün konu kitap değildi sadece. İnsan olmak, çocuk olmak, dinlemek, duymak, bakmak, hissetmekti. Anlatmaktan çok anlamaktı. O çocukların gözlerinde sadece merak değil; umut, kırgınlık, hayal ve direnç vardı. Önemli olan tek şey, kalpten kalbe kurulan köprüydü. Belki ismimi unutacaklar. Ama bir kitap sayfasını çevirirken, içlerinden biri gülümseyecek. Ve ben, tam da o anda yeniden var olacağım. Çünkü anladım ki; gerçek öğrenme, çemberin içindeki göz temasıyla, tebessümle, oyunla başlıyor.

Açık kapı…

Bu defa farklı olan neydi dedim kendime. Neyi öğrenmem gerekiyor? Görmem gereken ne diye soruları sıralarken cevap geldi. Çok netti. “Anlaşılmayı beklemek” beklentisini bırak. Durumu kurtarmaya çalışmadım. Netleştirdim konuyu. Üstelik; Matematiksel, Bilimsel ve İnsani/Kalbi Duyguların açıklamalarıyla. Sınırımı ve alanımı korumak kendime olan saygım ve sorumluluğum gereği gerekliydi. Ve öylede oldu.

En son ne zaman kayboldunuz?

İster fiziken, ister ruhen bazen yitip gideriz. Kayboluruz. Önümüzde gidecek yollar vardır haliyle ancak o yitlikte ne yolu görür göz, ne de o yolda yürür beden.

TEDx tbt’si…

Dinlemek… Anlamak… Konuşmak… Altı koca yıl veya yaklaşık ikibinikiyüz gün geçmiş üzerinden. TEDx’e davet ve hazırlanma süreci dün gibi aklımda. Galiba hayatımdaki en güzel “tbt”lerden biri olarak yerini alacak. Nasıl da heyecanlıydım. İtiraf ediyorum yaprak gibi titriyordum. Sevgili İpek’in organizasyonu olan TEDx, sanırım İzmir’deki ilk organizasyonlardan biriydi(!) ve konusu “tesadüf yoktur” olmuştu. Ön hazırlık, içerik, …

Okumaya devam et TEDx tbt’si…