Kütüphane

Zamanın Durduğu bir Kütüphane…

O gün konu kitap değildi sadece. İnsan olmak, çocuk olmak, dinlemek, duymak, bakmak, hissetmekti. Anlatmaktan çok anlamaktı. O çocukların gözlerinde sadece merak değil; umut, kırgınlık, hayal ve direnç vardı. Önemli olan tek şey, kalpten kalbe kurulan köprüydü. Belki ismimi unutacaklar. Ama bir kitap sayfasını çevirirken, içlerinden biri gülümseyecek. Ve ben, tam da o anda yeniden var olacağım. Çünkü anladım ki; gerçek öğrenme, çemberin içindeki göz temasıyla, tebessümle, oyunla başlıyor.

İz Bırakan Üslup

Üslup, sadece konuşma tarzımızı değil, aynı zamanda karşımızdakine verdiğimiz değeri, onu anlama çabamızı ve saygımızı gösteriyor, dostlar. .... Bence; teşekkürü, ricayı, gerektiğinde özrü bilmektir üslup. Özen göstermek, özenli olmaktır.

Kişisel Bir Tanım Arayışı

öyle başladı benim mükemmellik takıntım (!), son birkaç yıla kadar da devam etti. Bütün askılar aynı olacak, aynı yöne bakacak, renk skalasına göre ayrılacak, simetrik olacak. Detaylar atlanmayacak, her türlü olasılık düşünülecek. Hatta ve hatta bir ara benden 5 yıl sonrasını öngörmem ve ona göre yol belirlemem beklendi. 1 saat sonrasını bilemezken!

Beklenti… Beklentim… Beklentin… Beklentiler…

İlk ne zaman başlamıştı acaba benden beklenti? Ben, benden durmadan bir şey bekledikleri için mi öğrenmiştim beklenti içinde olmayı…

Yol, yolcu, yolculuk

Yol mu, Yolcu mu, Yolculuk mu?

'Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır... Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!' Kanımın artık deli aktığı, rüzgarla dans ettiği, hafta yedi benim altı sokakta olduğum gezdiğim tozduğum eller havaya olduğu yıllar. Ah o yıllar! Aşk’lar. Sevinçler, göz yaşları. Yaşamın zıtlıkları ile var olduğunu deneyimlediğim yolculuk vakti gelmişti sanki. Zaman zaman beni o yaşlara ışınlasalar derim hala. Tek şartla aynı yolcularla!!!

Merhamet…

Görünme çabamız, oldurma gayretimiz ve tüm bunlar olurken kendimize, çevremize karşı sevgimiz ve iznimiz! Değersizliği, çaresizliği, kibri, kimlikleri, mahcubiyeti, kızgınlığı, utancı, bezginliği, umutsuzluğu, güvensizliği, pişmanlıkları, yalnızlığı, dahil olmayı, ciddiye alınmayı, duyulma hallerimizi hem kurumsal hayatta hem özel yaşamımda gözlemledim. Hoş birçoğunu da deneyimledim.

“Elinden gelenin en iyisi bu mu?”

Elinden gelenin en iyisi gerçekten bu mu, diye sorasım geliyor. Sonra duruyorum. Duruyorum durmasına da sonradan oluyor olanlar 😊 Dünyada görmeyi istediğimiz değişimin kendisi olalım demiş ya Gandhi o zaman haydi başlayalım… İğneyi kendimize çuvaldızı ele misali olsun bu yazı.

Pusulamızı Sevgiye Çevirdim…

Ne muazzam bir haftaydı. Ne kadar öğretici. Bütün duyguları deneyimlediğimiz, sıkça dibe vurup, öfkelendiğimiz. Canımız acıdı çokça. Çaresizlik, hüzün yoldaş oldu çoğumuza. "Acı hissediyorsan, canlısın. Başka birilerinin acısını duyumsayabiliyorsan, insansın." Demiş Tolstoy / İnsan Neyle Yaşar Kimimiz enkaz başında yardım etmeye çalışırken gözümüzün önünde giden canlara şahitlik etti. Kimimiz arılar, karıncalar gibi organize nasıl destek …

Okumaya devam et Pusulamızı Sevgiye Çevirdim…

Oluş…

Hiç maskesiz oldunuz mu? Olduğunuz gibi Saf duru Ne düşünür kaygısı olmadan Beğenir mi, sever mi, hoşlanır mı, Soruları olmadan Hayallerinizi paylaştınız mı hiç? O da olur mu canım nereden çıktı denmeden sadece heyecanını paylaştınız mı hiç? Ya da Hayal kurdunuz mu hiç? Korkularınızı kaygılarınızı açık açık anlattınız mı hiç ? Çocuk oldunuz mu hiç? …

Okumaya devam et Oluş…

Hayatını çizmek- Üstünü mü? Altını mı?

Hayatın altını ya da üstünü çizmenin, işte tamda bu yolculuklar olduğunu bir kez daha söyleyeyim. Kimselere söyleyemediğin, sessizce tutunduğun acıları bırakmanın, akan gözyaşlarının yerini şükürlere bıraktığın yolculuk bu. Mesela sırf bana kızacaklar diye isteklerimden vazgeçtiğim! Ya da dayanamayıp gitsem/yapsam bile sonradan burnumdan gelen arkadaş buluşmaları. Hesap vermeler. İçime otururdu resmen. Küsmeler. Sözel veya duygusal şiddet. Yavaş yavaş kendi ellerimle kendi hayatımın üzerini çizişlerim ve kendimden vazgeçişlerim! O kadar ki, yıllar sonra tüm bu birikimle hastalanıp bir organımdan bile vazgeçebileceğim. Çaresiz hissettiğim anların geçip gittiği yolculuk. ... ... Başka? Başka? Başka? En kötü ölürüm dedim. Sıkışmış hissettim. Sonra bir anda, ölüm vuslata kavuşmaksa, düğün günü ise nesi kötü dedim. Derin bir nefes aldım. İnanın tünelin sonundaki ışığı görmek gibiydi. Yorulmuştum. Çaresizlik yerini hadi bir gayrete bırakmıştı. Diğer taraftan hayatımı yeniden çizebilmem mümkündü ve soruların gücü inanılır gibi değildi. Yapabilirdim. .... .... Yeter ki, o dersi alalım, dönüşelim, öğrenelim ve üzerimize düşen vazife neyse layığı ile yapalım ve bir hoş seda ile ayrılalım. Peki ya siz yaşamı yaşanılır kılmak için nasıl çiziyorsunuz hayatınızı? İmza : Ben Aralık 2022, İzmir