İz Bırakan Üslup

Üslup, sadece konuşma tarzımızı değil, aynı zamanda karşımızdakine verdiğimiz değeri, onu anlama çabamızı ve saygımızı gösteriyor, dostlar. .... Bence; teşekkürü, ricayı, gerektiğinde özrü bilmektir üslup. Özen göstermek, özenli olmaktır.

Kişisel Bir Tanım Arayışı

öyle başladı benim mükemmellik takıntım (!), son birkaç yıla kadar da devam etti. Bütün askılar aynı olacak, aynı yöne bakacak, renk skalasına göre ayrılacak, simetrik olacak. Detaylar atlanmayacak, her türlü olasılık düşünülecek. Hatta ve hatta bir ara benden 5 yıl sonrasını öngörmem ve ona göre yol belirlemem beklendi. 1 saat sonrasını bilemezken!

Beklenti… Beklentim… Beklentin… Beklentiler…

İlk ne zaman başlamıştı acaba benden beklenti? Ben, benden durmadan bir şey bekledikleri için mi öğrenmiştim beklenti içinde olmayı…

Merhamet…

Görünme çabamız, oldurma gayretimiz ve tüm bunlar olurken kendimize, çevremize karşı sevgimiz ve iznimiz! Değersizliği, çaresizliği, kibri, kimlikleri, mahcubiyeti, kızgınlığı, utancı, bezginliği, umutsuzluğu, güvensizliği, pişmanlıkları, yalnızlığı, dahil olmayı, ciddiye alınmayı, duyulma hallerimizi hem kurumsal hayatta hem özel yaşamımda gözlemledim. Hoş birçoğunu da deneyimledim.

Pusulamızı Sevgiye Çevirdim…

Ne muazzam bir haftaydı. Ne kadar öğretici. Bütün duyguları deneyimlediğimiz, sıkça dibe vurup, öfkelendiğimiz. Canımız acıdı çokça. Çaresizlik, hüzün yoldaş oldu çoğumuza. "Acı hissediyorsan, canlısın. Başka birilerinin acısını duyumsayabiliyorsan, insansın." Demiş Tolstoy / İnsan Neyle Yaşar Kimimiz enkaz başında yardım etmeye çalışırken gözümüzün önünde giden canlara şahitlik etti. Kimimiz arılar, karıncalar gibi organize nasıl destek …

Okumaya devam et Pusulamızı Sevgiye Çevirdim…

Hayatını çizmek- Üstünü mü? Altını mı?

Hayatın altını ya da üstünü çizmenin, işte tamda bu yolculuklar olduğunu bir kez daha söyleyeyim. Kimselere söyleyemediğin, sessizce tutunduğun acıları bırakmanın, akan gözyaşlarının yerini şükürlere bıraktığın yolculuk bu. Mesela sırf bana kızacaklar diye isteklerimden vazgeçtiğim! Ya da dayanamayıp gitsem/yapsam bile sonradan burnumdan gelen arkadaş buluşmaları. Hesap vermeler. İçime otururdu resmen. Küsmeler. Sözel veya duygusal şiddet. Yavaş yavaş kendi ellerimle kendi hayatımın üzerini çizişlerim ve kendimden vazgeçişlerim! O kadar ki, yıllar sonra tüm bu birikimle hastalanıp bir organımdan bile vazgeçebileceğim. Çaresiz hissettiğim anların geçip gittiği yolculuk. ... ... Başka? Başka? Başka? En kötü ölürüm dedim. Sıkışmış hissettim. Sonra bir anda, ölüm vuslata kavuşmaksa, düğün günü ise nesi kötü dedim. Derin bir nefes aldım. İnanın tünelin sonundaki ışığı görmek gibiydi. Yorulmuştum. Çaresizlik yerini hadi bir gayrete bırakmıştı. Diğer taraftan hayatımı yeniden çizebilmem mümkündü ve soruların gücü inanılır gibi değildi. Yapabilirdim. .... .... Yeter ki, o dersi alalım, dönüşelim, öğrenelim ve üzerimize düşen vazife neyse layığı ile yapalım ve bir hoş seda ile ayrılalım. Peki ya siz yaşamı yaşanılır kılmak için nasıl çiziyorsunuz hayatınızı? İmza : Ben Aralık 2022, İzmir

En son ne zaman kayboldunuz?

İster fiziken, ister ruhen bazen yitip gideriz. Kayboluruz. Önümüzde gidecek yollar vardır haliyle ancak o yitlikte ne yolu görür göz, ne de o yolda yürür beden.

Şimdi değilse ne zaman?

Durmadan bir şeyleri öteleyip duruyoruz. Çoğu zaman da kendimizi. Hep sonra yaparım, sonra giderim, sonra ararım, sonra alırım, sonra görürüm diye uzayıp gidiyor liste/ler. Sanki zaman sonsuz ya da biz sonsuzmuşuz gibi. Biraz cesaretle ilgili galiba. O ilk adımı atmak, zihnimizdeki sabotajcılarla müzakere halinde olmak hep bir ikna durumu. Yeni bir işe, diyete, spora başlayacağız …

Okumaya devam et Şimdi değilse ne zaman?